SimitSimit
Son dersti, zil çaldı, koşa koşa eve gitti, okul kıyafetlerini çıkardı. Ekmeğin yarısını kırdı, arasına peynir koydu, hızlı adımlarla fırına doğru yürüdü. Simitlerin kokusu caddenin başından duyuluyordu. Nefes nefese fırına
Yaşananlardan yaşanacaklara yolculuk
Son dersti, zil çaldı, koşa koşa eve gitti, okul kıyafetlerini çıkardı. Ekmeğin yarısını kırdı, arasına peynir koydu, hızlı adımlarla fırına doğru yürüdü. Simitlerin kokusu caddenin başından duyuluyordu. Nefes nefese fırına
İlçenin tefecilerinden, borcunu ödeyemeyenlerin korkulu rüyasıydı. Alacağını tehsil edemeyince nam olsun diye donu hariç her şeyini alan biriydi. Malı mülkü, hesabı yapılamayacak kadar çoktu. Bununla birlıkte İstanbul’da iş merkezleri, daireleri,
Kış mevsiminin en sert günlerinden biriydi. Birkaç çorabı üstüste giymesine rağmen ayakları üşüyordu. Otogara doğru hızlı adımlarla yürüyordu. Çocukken geçirdiği hastalık yüzünden astım olmuştu. “Nefesin tıkanacak” diye annesi yavaş gitmesini
Denizin üzerinde gün ışıkları mücevher parlaklığında yansıyordu. Birbirine yakın büyüklükteki minik dalgalar kumsala vuruyordu. Gelgitler kumları sürükleyip ayak izlerini kaybediyordu. Mustafa bu doğa olayıyla kendi yaşamı arasında bağ kurdu. Günün
İstanbul’da göreve başlamıştı. Okul müdürü, okulun durumu ve dersine gireceği sınıflar hakkında bilgi vermişti. Okulda ilk günüydü, derse girdi, selam vermek için tahtanın önünde durdu, sınıfa baktı. Öğretmenin sınıfa girmesini
Selâm verdiğinde kısılan gözleri, sıkılan dişleri, bükülen dudakları görürdü, başlar hafiften sallanarak yere bakardı, ahalide kızgın boğanın öfkesi vardı sanki! Anlam verememişti, neden selâmına karşılık bulamadığına? Göreve başlama yazısını imzalarken
Koridorun bir köşesinde duvara yaslanmış, mübaşirin kendini çağırmasını bekliyordu. Mahkemeye ilk defa gelmişti. Bacakları zayıf bedenini zor taşıyordu, bu salonda olmaktan utanıyor, içinden: ”Allah’ım tanıdık kimseyle karşılaşmayayım.” diye dua ediyordu.
Uzun bir yolculuğun ardından Kadriye, Millî Eğitim Bakanlığına ulaşmıştı. Bakanlığın giriş kapısının önü geniş bir alandı. Burada okul arkadaşlarıyla karşılaştı. Arkadaşlarına atama çağrıları gelmişti, ama Kadriye’ye çağrı ulaşmamıştı. Tarif edilemez
İkinci dönemin ilk haftasıydı, öğretmen tahtada işlem yapıyordu. Gözleri sessiz, iyi huylu, dersleri zayıf olan Ali’ye takıldı. Her zaman olduğu gibi öğrencisi dalgındı. Öğretmen, dersi anlayıp anlamadığını sordu. Ali anlamadım,
Tatil başlamıştı, arkadaşlarla buluştuk, eğlenmek ve gezmek istedik. Kararımızı vermiştik, bir gün sonra eğlenecektik. Babamdan para istedim, günlük harçlığımı verdi: ─Yetmez, bu para ─Neden yetmez? ─Denize gideceğiz, yemek yiyeceğiz, yanında