İstanbul’da göreve başlamıştı. Okul müdürü, okulun durumu ve dersine gireceği sınıflar
hakkında bilgi vermişti. Okulda ilk günüydü, derse girdi, selam vermek için tahtanın önünde durdu,
sınıfa baktı. Öğretmenin sınıfa girmesini öğrenciler umursamadı.
Gürültü çoktu; birbiriyle dalaşanlar, kağıttan uçak atanlar… Birbirlerine:
—Salaksın!
—Manyak!
—Geri zekalı! diyen diyene.
Öğretmen şaşkındı,35 yıllık meslek yaşamında ilk defa böyle bir sınıfla karşılaşmıştı. Öğrencilerine
bu zamana kadar hiç kızmamıştı, yanlışlarını çocukluklarına vermişti her defasında. İlk dersinde
öğrencileriyle iyi bir iletişim kurmalıydı. İletişimi sağlayamazsa oterite kuramazdı, ders işleyemezdi,
öğrencilerin dalga geçtiği bir öğretmen olurdu… Bu düşüncelerle konuşanlara baktı, göz göze
geldiklerinden bazıları ne demek istediğini anladı, bazıları gürültüye devam etti. Birkaç dakika sonra
Hasan dışında herkes sustu. Hasan ne olduğunu anlamaya çalışırken arkadaşlarına:
—Olumm noli size! Nie sustunuz? diyerek arkadaşlarına baktı, arkadaşlarından biri kaşlarıyla
öğretmeni işaret etti. Öğretmenle göz göze gelince: ”Neden düzgün durmuyorsun?” dercesine
baktığını anladı. Kendini toparladı. Öğretmen sessiz ortam olunca:
—Günaydın sevgili öğrenciler, dedi. Oturmalarını işaret etti. oturan öğrencilerden bazıları
konuşmaya başladı, bunun üzerine öğretmen konuşanlardan birine:
—Kendi aranızda konuşmamalısınız, konuşmak öğretmenin izniyle olur.
—Özür dilerim hocam! Bir daha izinsiz konuşmam.
—Aferin akıllılık yaparsın, dedi. Öğretmen tahtanın önündeydi. Kürsüsüne oturmamıştı, kendini
tanıttı, dersle ilgili istediği araç gereçleri tahtaya yazdı. Öğrenciler yazılanları not alırken Yerine oturup
yoklamayı alacağı sırada, garip bir ses çıktı. Öğretmen sesi kimin çıkardığını gördü, öğrenciye baktı:
—Ayağa kalk! Yaptığın davranış öğretmene saygısızlık bu nedenle benden, arkadaşlarının ders
motivasyonunu bozduğun için onlardan da özür dilemen gerekiyor.
—Niye özür dileyeceğim,
–Garip ses çıkardığın için,
—Ben ses çıkarmadım, iftira atıyosun hocam!
—Senin yaptığını gördüm; eğildin, arkadaşını kendine siper yaptın ve sesi çıkardın.
—Ben yapmadım dedim ya iftira atma hocam!
—Adın ne?
—Hasan.
—İftira attın diye beni yalancılıkla suçlaman bir, garip ses çıkarman iki, görev yapmama engel
olman üç, arkadaşlarının eğitim öğretim hakkını engellemen dört. Dört yanlış, okul kurallarına
uymayan davranıştır, bunu kayıt altına alıp okul yönetimine ve veline iletmem görevlerimiz
arasındadır.
Bir başka öğrenci parmak kaldırdı, öğretmen söz verdi:
—Diğer ders öğretmenlerimiz böyle bir şey yapmıyorlar, arkadaşımızı suçlamanız şaka mı hocam?
—Sevgili öğrencim, kurallara uygun davrandın söz istedin. Bu davranışını kutlarım, fakat
söylediğin sözdeki yanlışını belirteyim; öğretmenlerinizi karşılaştırmak ve değerlendirmek, bu
öğrencinin görevi değil. Gelelim: “suçlamanız şaka mı hocam?” soruna. Sınıfta eğitim öğretim
ortamını öğretmen sağlar, Hasan bilincinde olmadan komiklik olsun diye ya da “dersi kaynattım
naber” demek için bu davranışı yaptığını düşünüyorum. Buna hakkı yok. Yaptığı davranışı hoş
göremem, çünkü görevimi suistimal etmiş olurum. Burada en önemli nokta şu; arkadaşını
suçlamadım, sınıf kurallarına uygun olmayan dört yanlış davranışı belirttim. Suçlamanız şaka mı,
derken öğrenciyle öğretmen arasında saygı ve sevgi olmalı, yanlışlıkları belirtmenin şakası olmaz,
yoksa arkadaşının savunma hakkını mı üstlendin? Arkadaşını koruma çaban yersiz ve anlamsız,
bundan sonra hiçbiriniz bir arkadaşıyla ilgili görüş belirtmeyecek. Bu nedenle senden de özür
bekliyorum,
—Özür dilerim hocam, yanlışımı affediniz! dedi. Sınıfta çıt çıkmıyordu, öğrenciler öğretmene
bakarken içlerinden:
—Bu adamla işimiz var, diye düşünüyorlardı. Sınıfı kargaşaya veren Hasan suspus olmuştu, onun
bu durumunu görenler şaşkındı.
Öğretmen:
—Hasan halen özür dilemedin, dedi. Hasan sessizdi, babasından korktuğu için ne yapacağı
konusunda şaşkındı.
—Hocam, özür dilediğimde babama sölemezsin di mi?
—Hem benden hem sınıftan özür dile! Ondan sonrasını düşünürüz, dedi. Hasan zorlandı, çünkü
bu zamana kadar özür dilememişti. Öğretmen mevzuata hakimdi. Babası duyarsa sıkıntıydı, en ufak
yanlışında etmediğini bırakmazdı, bu durumda;
—Kemiklerini kırar valla, dedi içinden. Sıranın üzerine dayanıyordu, kalktı, yere bakarak;
—Özür dilium hocamm, sınıftan özür dilemium, onlarda yapıyolar.
—Arkadaşlarından özür dilemezsen tutanak tutarım, sen bilirsin, dedi. Hasan zorlanarak özür
diledi. Öğretmenine soru sormak istediğini belirtti, öğretmen izin verdi;
—Hocam, yaptıklarımıza nie sinirlenmedin, beni idareye ve babama sölicen mi?
—Bence sinirlenmek kontrolü kaybetmektir, zayıflıktır, cehalettir. Uygar insanlar sinirlenmezler,
olaylar karşısında çözüm ararlar. Yaptıklarını bağışlıyorum, ne idareye ne de veline bildirmeyeceğim.
Sana tutanak tutarsam, “salak, manyak, geri zekalı” diyenleri, uçak atanları, birbirleriyle dalaşanları,
bağıranları da eklemem gerekir, haksızlık yapamam. dedi.
—Hocam, bana gızmadin öle mi?
—Kızmadım, yanlışlarınla en çok kendine zarar verirsin. Akıllı bir öğrencim olduğunu
düşünüyorum, artık bu konuyu kapatıyoruz ve derse geçiyoruz, dedi. Hasan’la ilk defa güzel konuşan
biri olmuştu, akıllı olduğunu söylemişti. Çok mutlu olmuştu, kendine söz vermişti; herkesi şaşırtacaktı,
örnek bir öğrenci olacaktı.
Haluk Yeşiltepe
Latest posts by Haluk Yeşiltepe (see all)
- SİNİR OLMADIN - Ağustos 15, 2025
- ÇELİŞKİ - Ağustos 8, 2025
- AYDINLANDI ANADOLU’M - Haziran 30, 2025