GÖNÜLLERDE YAŞASIN

Kış mevsiminin en sert günlerinden biriydi. Birkaç çorabı üstüste giymesine rağmen ayakları
üşüyordu. Otogara doğru hızlı adımlarla yürüyordu. Çocukken geçirdiği hastalık yüzünden astım
olmuştu. “Nefesin tıkanacak” diye annesi yavaş gitmesini söylüyordu, fakat hızla yürüdüğünün
farkında bile değildi. Otogara girerken tıkandı, nefes almakta zorlandı, ağabeyi cebinden hava spreyini
çıkardı, nefesini açmaya yardımcı oldu. Oturduğu yerde biraz dinlendi, kendini toparladı, kalktı.
Otobüs perona girmişti, ona doğru yürümeye başladı. İstanbul’a ablasının yanına gidecekti, çok
heyacanlıydı. Ağabeyi, yolcu etmeye gelmişti, ağabeyinin bu kısa ayrılığa rağmen gözleri dolmuştu, bu
zamana kadar hiç ayrılmamışlardı. Ağabeyi kardeşinden iki yaş büyüktü. Ağabeyine sarıldı:
“Biraz önceki yardımına teşekkür ederim, her zaman peşimden koşuyorsun, sana borcumu nasıl
ödeyeceğim?” diyerek konuşmasına devam etti:
“Duygulanmak abime yakışmıyor, artık koca adam oldun. Biliyor musun? Çok mutluyum abi!
Üniversite için hayalini kurduğum kente gidecem” dedi. Ağabeyi:
“Gardaşım! Ayrılıklarda elimde olmuyo, ağlayasım geliyo, sen bana bakma, güle güle git, yolun
açık olsun” dedi.
Ismarlaşmaları bittikten sonra annesinin koluna girdi, ona yardımcı oldu. Otobüse bindiler,
yerlerine oturdular. Otobüs hareket etti, ağabeyine el salladı. Ağabeyi arkadaşıydı, dert ortağıydı,
ona sevgisi bambaşkaydı.
Yola koyuldular. Yolun iki yanındaki sokak lambalarının yanından geçiyordular, lambaların ışıkları
yıldız kayar gibiydi. Yıldızları görmek için yan camdan gökyüzüne baktı, hava kapalıydı. Yıldızları
izlemeyi çok seviyordu. Çoğu zaman yalnızlığını yıldızlarla bölüşürdü, kayan yıldızları çok iyi görürdü.
Dilek tutardı, her dileği doktor olmaktı, çünkü doktora gidememişti, hastalığa yakalanmasını buna
bağlıyordu.
Ağabeyinin aileye vefası olağanüstüydü. ilkokulu bitirince babası ağabeyini motor ustasının
yanına çırak vemişti. Kısa zamanda kalfa, peşinden usta olmuştu. Usta olana kadar hiç yeni pantolonu
olmamıştı. Cılız kollarıyla süt, yoğurt bakraçlarını taşıdığı evlerden verilen eski pantolonları giymişti.
Aldığı haftalık aileye katkıydı. Yeni pantolonu usta olunca giymişti:
“Canım benim! Yokluklar yüzünden okuyamadın, oysa çok zekisin abim” diye içinden geçirdi.
Otobüs yol alırken annesiyle sohbet etti. Otobüsün sallaması annesine ninni gibi gelmişti,
sohbete devam etmek için direndi, dayanamadı, en sonunda gözleri kapanıverdi.
Annesinin uyumasıyla düşüncelere daldı. Üniversite sınavına hazırlanıyordu, çalışmalarını gözden
geçirdi, eksik yanlarını düşündü. Türkçe öğretmeni kuzeni:
“Türkçeden yardımcı olurum, anlamadığın konuları anlatırım, çözemediğin soruları birlikte
çözeriz.” demişti. Paragraf çözümlerinde sıkıntısı vardı. Kuzeni haberleri izlemesi, gazete ve kitap
okuması gerektiğini söylemişti, onun söylediklerini yapınca, birkaç yanlış yapmaya başlamıştı. Kuzeni,
çevresinde üniversitede okuyan ilk kişiydi, Fatih’in rol modeliydi. Yazları her gün buluşur, sohbet
ederlerdi. Sohbetleri bazen dersle, bazen de sosyal ve kültürel konulara ilgili olurdu. Kendi
akranlarıyla iletişim kurmaması, öğretmen kuzeninin dikkatini çekmişti. Bu durumu Fatih’e sormuştu,
bu soruyu Fatih şöyle yanıtlamıştı:

“Abi! Rahatsızlığımdan dolayı; yaşıtlarımla birlikte olmam, onların enerjisine ayak uydurmam
mümkün değil, daha çok abimle, yazları da sizinle iletişim kurarım. Sizlerle iletişim kurmak, benim için
keyif verici. Siz annemin ve babamın gözünde kıymetlisiniz.” demişti.
Acı bir korna sesi, aracın sağa sola yalpalaması ve frenden dolayı ön koltuğa bazı yolcuların
çarpması olayı herkesin yüreğini ağzına getirdi:
“Ne oldu?” diye herkes birbirine sormaya başladı. Otobüsün şoförü kazayla burun buruna geldiği
araç sürücüsüne söylenip durdu. Kimi dua okuyup, sağ salim eve varmayı Allah’tan diliyordu, kimi de
kaptanın tarafında söylenmeye devam etti. İşin ilginç tarafı, karşı aracın şoförüne söylenen hakaret
sözleriydi. Oysa olayı gören yoktu. Öfkeye Fatih şaşırmıştı, olay sırasında uyuyan annesi de
söyleniyordu, annesine:
‘’Olayı gördün mü anne?’’
‘’Yooo! Şoför öyle diyo ya’’
‘’Ya, bizim şoför yanlış yaptıysa!’’
‘’Anam anamm, deme öyle!’’ diyerek kendi dizine vurdu annesi, ellerini açıp Ayetel Kürsi duasını
okumaya başladı. Duası bittikten sonra koridorun sağındaki yolcu:
‘’Allah gabul etsin.’’ dedi.
‘’Aminnn!’’ diye derinden gelen bir sesle cevap verdi.
Bu olayla ilgili biraz daha konuştular. Otobüste de bir süre olayın kiritiği yapıldı. Sürücü belgesi
olmayanların trafik yorumu yapması Fatih’i şaşırtıyordu. Çevresinde de bazı bilmişler vardı. Berberin,
kasabın ders çalışmayla ilgili tavsiyelerini onaylardı. Her defasında kendilerinin çok çalışkan olduğunu
ve ekonomik nedenlerle okuyamadıklarını anlatırlardı. Onların anılarını defalarca dinlemişti, fakat hiç
anlatmamış gibiydiler. Sanki onlar o yılları yeniden yaşıyordular, anlattıkça mutlu oluyordular.
Kırılmasınlar diye onları sabırla dinlerdi, fazla uzaktıklarında:
‘’Ders çalışma saatim geldi, eyvallah!’’ der ve onlardan ayrılırdı. Yol boyunca hayaller kurdu.
Uyumak için çabaladı, fakat bu uğraşısı işe yaramadı. Şoförle muavinin laklakları, uyuyanların
horultuları, bacaklarının uyuşması uyumasına engel oluyordu. Bolu’ya gelmişlerdi, burada kış
sürücülerin korkulu rüyasıydı, hafif hafif kar yağıyordu. Şoför tedirgindi. Bu durum uyumasına engel
oluyordu. Yine de uyumak için gözlerini yumuyordu. Şoförün:
‘’Eyvah!’’ sesiyle kalttı ayağa, sağa sola yalpalıyordu araç. Donmuş kalmıştı, bağıracaktı, fakat
bağıramıyordu. Büyük bir gürültüyle savruldu olduğu yerden, ön cam kırılmıştı. Camdan fırladı dışarı,
sert bir yere çarptı, büyük bir acı duydu. Kendini kaldıramadı, hareket edemiyordu kulağından akan
kanı hissetti, gözleri kapanıyordu. Bir ses duydu:
‘’İyi misin?’’diye. Kesik kesik cevap verdi:
‘’Ö-lü-yom ga-li-ba’’ dedi, devam etti:
‘’Ü-ni-ver-si-’’dedi, konuşmasını tamamlayamadı. Ağzından kan gelmişti. Yardıma gelen nefesini
dinledi, nabzını kontrol etti, hayat belirtisi yoktu. Ne yapacağını düşünürken ağlamaklı bir sesle:
‘’Kalp masajı yapmayı bilen var mı?’’ dedi. Biri geldi kalp masajı yapmak istedi, fakat göğsünün içe
çöktüğünü görünce:
‘’Yapılacak bir şey yok, Allah rahmet eylesin, çok gençmiş.’’

Otobüs kaymıştı, şoför fren yapınca kontrolü kaybetmişti. Yolun kenarındaki kayalık bir yükseltiye
çarpmıştı, Fatihle birlikte üç kişi hayatını kaybetmişti. Annesi yaralanmıştı. Kendine geldiğinde
oğlunun başka serviste yattığını söylediler. Kadıncağız oğlunu kaybettiğini bir ay sonra öğrendi.
Cenaze çok kalabalıktı, öğretmenleri ve arkadaşları son görevlerini yapmak için gelmişlerdi. Okul
Müdürü imamdan izin isteyip bir konuşma yaptı. Konuşması anlamlı, aynı zamanda ders vericiydi.
‘’Sevgili Yavrumuz Fatih’in Ailesi, Yakınları, Komşuları!
Sizlere sabır ve baş sağlığı dileriz. Sevgili öğrencimizi Allah rahmetiyle ve cennetiyle
mükâfatlandırsın. Fatih okulumuzun örnek ve çalışkan öğrencisiydi, hedefleri büyüktü. Ülkemizdeki
kazaların %95’i sürücü hatasından ve önlem alınmamasından kaynaklanmaktadır. Bunu ehliyet alırken
öğrenmiştim. Araç kullanan herkese soruyorum: Canınız bu kadar ucuz mu? Kurallara uyarsan kaza
olmaz, insan yaşamı zamansız sona ermez. Kazalardaki maddi kayıp ülke ekonomisine zarar verir
vermesine fakat zarar telafi edilir. İnsan kaybının telafisi yoktur; yetim kalan çocuğun boynunun
büküklüğünü gideremezsin, yavrusunu kaybeden ananın yüreğindeki acıyı söndüremezsin. şoförlükte
marifet kurallara uymaktır. Önlem alınmadığı için bu kaza olmuştur. Bana göre Fatih yarınların büyük
bir şahsiyeti olacaktı. Anısı yaşasın! Beyefendiliği, çalışkanlığı ve yarım kalan hayalleri ilerki kuşaklara
iletilsin. Sonsuzluğunda ışıklar içinde uyusun! Konuşmamı şu sözle bitirmek istiyorum, yaşamdan
alacağını gönüllerden alsın!’’

Haluk Yeşiltepe

Öğretmen - Yazar - Şair at MEB
Yazıları ve şiirleri üreten Haluk Yeşiltepe 1960 yılında Ankara’da doğdu. 1966 yılında ilkokula başladı. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Bulancak’ta bitirdi. Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü Türkçe Öğretmenliği Bölümünden 1980 yılında mezun oldu. İlk şiirini 1974 yılında yazdı. Mahalli gazete ve dergilerde, şiirlerini ve yazılarını yayımladı. Öğretmen olarak Yozgat’ta, Giresun merkezde, Bulancak ilçesinde çalıştı. Mesleğine devam etmektedir.Evli ve iki kızı vardır.
Haluk Yeşiltepe

Latest posts by Haluk Yeşiltepe (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ilgili yazı

SORUŞTURMASORUŞTURMA

Denizin üzerinde gün ışıkları mücevher parlaklığında yansıyordu. Birbirine yakın büyüklükteki minik dalgalar kumsala vuruyordu. Gelgitler kumları sürükleyip ayak izlerini kaybediyordu. Mustafa bu doğa olayıyla kendi yaşamı arasında bağ kurdu. Günün

MahkemeMahkeme

      Koridorun bir köşesinde duvara yaslanmış, mübaşirin kendini çağırmasını bekliyordu. Mahkemeye ilk defa gelmişti. Bacakları zayıf bedenini zor taşıyordu, bu salonda olmaktan utanıyor, içinden: ”Allah’ım tanıdık kimseyle karşılaşmayayım.” diye dua ediyordu.

BELDENİN ÖFKESİBELDENİN ÖFKESİ

Selâm verdiğinde kısılan gözleri, sıkılan dişleri, bükülen dudakları görürdü, başlar hafiften sallanarak yere bakardı, ahalide kızgın boğanın öfkesi vardı sanki! Anlam verememişti, neden selâmına karşılık bulamadığına? Göreve başlama yazısını imzalarken