HAKKIMI HELAL ETMEM

İlçenin tefecilerinden, borcunu ödeyemeyenlerin korkulu rüyasıydı. Alacağını tehsil edemeyince
nam olsun diye donu hariç her şeyini alan biriydi. Malı mülkü, hesabı yapılamayacak kadar çoktu.
Bununla birlıkte İstanbul’da iş merkezleri, daireleri, siteleri olduğu biliniyordu. Oğullarından biri 10
çalışanıyla kiraları topluyordu. Varlık ölmesini engelleyemedi, acımasız tefeci imamın kayığına bindi,
imam helalleşmeyi yapmak için:
“Ey cemaat-i müslimin! Burada yatan merhuma hakkınızı helal ediyor musunuz?” dedi.
Cemaat helal ettim demek için ağzını açmadan Rüstem:
“Helal etmiyorum, hakkımı istiyorum” diye öyle bir bağırdı ki cemaat arasında homurdanmalar
başladı, herkes şaşkındı. Bu zamana kadar böyle bir durunla karşılaşmamışlardı.
Hakkımı helal etmiyorum, diyen Rüstem deli olarak tanınırdı. Berbere, beni keser diye, gitmezdi;
saçı, sakalı uzun ve bakımlıydı. Sırt çantasında çeşitli tamir takımları ve kitap bulunurdu, kitap
okuduğundan güzel konuşurdu. Boynundaki 28 madalyasıyla hava atmaya bayılırdı, her birinin başarı
hikayesini anlatmak ona büyük gurur verirdi. Elinde futbol topuyla gezerdi, evin camından deli, diye
takılanların vay haline! şanngııırt cam darmadağın, deli demenin karşılığı camcıya gitmek olurdu.
Bundan keyif alırdı, kahkahalarla:
“Deli kim, siz mi ben mi?” derdi.
Önceden 1.lig takımının*** birinde futbol oynamıştı, topa hakimiyeti mükemmeldi. Her konuda
sohbet ederdi, kendini bazen Platon olarak tanıtır, ben uyumlu bir insanım adalet sağlayacağım, diye
nara atardı. Bazıları Deli Platon lakabını kullanırdı. Atatürk’ten alıntı yapar, sporcunun ahlaklısını
severim, derdi. Küfredenlere nişan alır şut çekerdi. Şut çekmede de ince ayrıntılara dikkat ederdi, hızlı
vurmadığından can yakmazdı. Boyalarla topa yazdığı hergele, terbiyesiz, hıyar, eşekoğlueşek …
kelimelerini kızdığı kişilerin sırtına şutlardı. Bu kelimelerı görenler kahkahalarla gülerlerdi. Topu
sırttan yiyenler; kıyafetlerini değiştirmek için evlerinin yolunu tutarlardı. Bunları görenler gırgır
geçerlerdi:
“Deli Platon, mahkemesi hangi yargıyı verdi?” diye sorarlardı.
Bazıları Rüstem’in dahi olduğunu, bazılara deli olduğunu tartışırdı.
Rüstemin ilginç davranışları çoktu, köprü korkuluklarında yürümek onun için düz yolda yürümek
gibiydi. Parasız kalınca ilçenin içinden geçen derenin üzerindeki köprüye giderdi. Bu köprü bir baştan
diğer başa 100 m vardı. Korkulukların üzerinde yürürüm, dediğinde oradakilerin düşersin demesiyle
iddiaya girer, birkaç günlük para kazanırdı. Iddiaya girecek adam bulamayınca çevre şehirlerde
iddiaya girmeye devam etti. iddia işi birkaç alanda sürüyordu. Penaltı atma iddiası da hayli keyifli
olurdu. Iddaaya girenler eski futbolcu olduğunu öğrenince:
“Deli sandığımız adam bizi deli yerine koydu, vay anasına!” diye hayıflanırlardı.
İmam:
“Cenazeyi bu durumda kaldıramayız, Rüstem Efendi helalliğini vermeli” dedi. Rüstem;
“Bu cenaze kalkmasın, atın leşini! Canavarlar deşsin, kargalar bayram etsin. Bu kan emicinin
bizden aldıklarını istiyorum. Anam, inek al demiş, babama. Rahmetli babam, rahmetli anamın bir
dediğini iki emezdi. Bu kan emiciden inek almak için borç istemiş. İnek parasını vermis vermesine amma bu borç yüzünden de elli dönüm arazimizi almış elimizden. Babam kahrından göçtü gitti bu
dünyadan. Biz çocuktuk kaldık ortalıkta. Konu komşu yardımıyla geçindik. Kaç defa gittim kan
emiciden arazimizi istedim, ofisimi bastı diye şikayet etti. Bir de hapiste yatırdı beni. Eyy cemaat-I
müslimin hakkımız yendi, helal etmem” dedi.
İmam ortamı yumuşatmaya çalıştı, Rüstem’in ikna edilmesini istedi. Cenaze ortada bekliyordu,
cemaatte hatırı sayılır kişiler, merhumun çocuklarıyla konuştular, Rüstem’le helalleşmeleri gerektiğini
anlattılar. Çocuklarından büyük olan Rüstem’I cemaatten ayrı bir alanda konuşmak istediğini belirttti,
fakat Rüstem kabul etmedi, konuşulanlara tüm cemaatin şahit olmasını istedi. Merhumun
oğularından Cemil, olaydan haberlerinin olmadığını, araştıracağını, Rüstem’le anlaşacaklarını belirtti,
fakat bu sözün yeterli olmadığını düşündü Rüstem:
“Güvenmem yazılı belge verin.”
Cenaze sahipleri belge işine yanaşmadı, kardeşler kendi aralarında:
“Sen ikna et” dediler.
Oradikilerin bir kısmı Rüstem’i haklı buluyordu; bir kısmı da, delinin teki ne yapsa yeridir, diye
konuşuyordu.
Canaze tabutta kalacak değildi. İmam:
“Rüstem Efendi ! Müsaade et cenaze ortada kalmasın, bir an önce gömülmesi gerekiyor,
merhumun çocuklarıyla işini çözümlersin. Kaldı ki Allah, suç işleyen biri için hükmünü verir. Allah bu
merhumun günahını sevabını bilir, ona göre gerekeni yapar. Efendi sen rahat ol” der demez Rüstem
bağırmaya başladı:
“Hakkımı yediler, vermiyorlar!” diye bağırdı.
Cami avlusunda bir kenara bıraktığı topunu aldı, cebinden sprey boya çıkardı, topun her altıgeni
içine hırsız yazdı Cemil’in sırtına şutladı, canı yanan Cemil;
“Anammm, yandım! Deli misin be adam?” diye sesini yükseltti.
Sesini yükseltmesi Rüstem’in krizini tetikledi, Rüstem’in küfürleri kulakları çınlattı, Cemil’in
üzerine yürüdü, araya girenler kavgaya önlediler. Koluna giren iki kişi onu oradan uzaklaştırırken,
Rüstem avazı çıktığı kadar bağırarak:
“Hakkımı helal etmiyorum kan emicinin p..leri, hak yiyicileri, utancınızdan sokaklara
çıkamayacaksınız. Kan emici size miras bırakmadı, zehirden günler bıraktı, yıllarca söylenecek bu
zalimlik.”diyerek yürüdü.

26/10/2025-Bulancak

*** (Şimdinin süper ligi)

Haluk Yeşiltepe

Öğretmen - Yazar - Şair at MEB
Yazıları ve şiirleri üreten Haluk Yeşiltepe 1960 yılında Ankara’da doğdu. 1966 yılında ilkokula başladı. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Bulancak’ta bitirdi. Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü Türkçe Öğretmenliği Bölümünden 1980 yılında mezun oldu. İlk şiirini 1974 yılında yazdı. Mahalli gazete ve dergilerde, şiirlerini ve yazılarını yayımladı. Öğretmen olarak Yozgat’ta, Giresun merkezde, Bulancak ilçesinde çalıştı. Mesleğine devam etmektedir.Evli ve iki kızı vardır.
Haluk Yeşiltepe

Latest posts by Haluk Yeşiltepe (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ilgili yazı

Şantiyede Geçen TatilŞantiyede Geçen Tatil

      Tatil başlamıştı, arkadaşlarla buluştuk, eğlenmek ve gezmek istedik. Kararımızı vermiştik, bir gün sonra eğlenecektik. Babamdan para istedim, günlük harçlığımı verdi:       ─Yetmez, bu para       ─Neden yetmez?       ─Denize gideceğiz, yemek yiyeceğiz, yanında

MahkemeMahkeme

      Koridorun bir köşesinde duvara yaslanmış, mübaşirin kendini çağırmasını bekliyordu. Mahkemeye ilk defa gelmişti. Bacakları zayıf bedenini zor taşıyordu, bu salonda olmaktan utanıyor, içinden: ”Allah’ım tanıdık kimseyle karşılaşmayayım.” diye dua ediyordu.