Son dersti, zil çaldı, koşa koşa eve gitti, okul kıyafetlerini çıkardı. Ekmeğin yarısını kırdı, arasına
peynir koydu, hızlı adımlarla fırına doğru yürüdü. Simitlerin kokusu caddenin başından duyuluyordu.
Nefes nefese fırına girdi, selam verdi, Fırıncı Cemal gülümsedi:
‘’Aleyküm selam Burak, simitler sıcacık bugün. Kaç simit alacaksın?’’
‘’300 simit’’
‘’Ortalama 200 simit satıyorsun, bu sayı çok değil mi?’’
‘’Çok değil, halı sahada turnuva varmış, rahat satarım.’’
‘’Sakın simitlerii elle tutma! Maşa ya da eldiven kullanmayı ihmal etme, şikayet gelmesin, tamam
mı?’’
‘’Tamam Cemal abi, dediğin gibi yapıyorum zaten. Bazı müşteriler eldiven kullanmazsam simit
almaktan vazgeçiyor.’’ dedi. Üç teker simit arabasının üst rafına simitleri yerleştirdi. Alt rafta: simit
koyacağı kağıt torbalar, peçeteler, maşa, eldivenler vardı. Caddeye adımını atar atmaz, bağırmaya
başladı:
‘’Sıcak, gevrek simit!’’
Caddenin iki yanındaki esnaflar, çaylarını simitle içmek için Burak’ı bekliyorlardı. Cadde sakinleri
‘’simit’’ sesiyle ipe bağlı küçük sepetleri ya da poşetleri caddeye sarkıtıp, simit alıyordu. Simit
arabasını sürerken zorlandığından bazı arkadaşları yardım ediyordu. Simitler satılanana kadar yardım
eden arkadaşlarına kazancından pay veriyordu. Burak’ın ailesi fakir, ama sevilen insanlardı. Baba bağ
bahçe işlerine, anne temizlik işlerine gidiyordu, bu gündelik işlerle kıt kanaat geçiniyordular.
Simitlerin yarıya yakını caddede satıldı. Turnuvanın yapıldığı halı sahaya gitti. Cumhuriyet
Bayramı nedeniyle kurumlar arası futbol turnuvası düzenlenmişti. Okulunun öğretmenleriyle
doktorların maçı olduğunu oraya varınca öğrendi. Simit satarken öğretmenlerim beni görmesinler
düşüncesiyle hızlıca geri dönmeye çalıştı. Çabası pek işe yaramadı, seyre gelen bir arkadaşı,
öğretmenine:
‘’Hocam, Burak simit satmaya geldi, size görünce kaçtı.’’
Başka öğrenci:
‘’Daha kaçamadı, ıkına sıkına gidiyor hocam, yakalayayım mı?’’
‘’Hayır, sen dur, ben gideyim. Simit alacağım, siz burada kalın, önemli pozisyonları anlatacaksın.’’
dedi. Öğretmen hızlı adımlarla Burak’ın peşinden yürüdü. Burak simit arabasını götürürken ince
bacakları, kırılacak gibiydi, yerle dar ve geniş açı yapıyordu. Öğretmen, ön taraftaki vitrin çerçevesine
dayandı:
‘’Nereye Burak?’’ Halı sahanın oradan hızlıca uzaklaştığı için nefes nefese kalmıştı, soruya cevap
verirken kızardı:
‘’Hocam fırına gidiyorum, satamadığım simitleri götürecektim.’’
‘’Bütün simitleri alıyorum,’’ dedi öğretmen. Burak şaşırdı. Öğretmenine aklından geçenleri
sormaya cesaret edemedi. Öğretmeni konuşmaya devam etti:
‘’Burak daldın yine, acele et! Maça yetişmeliyim. Simitleri sayarak kese kağıtlarına doldur.’’
Simitleri saymadan, kağıt torbalara koydu. Burak simitlerin parasını almak istemedi, öğretmen
simitleri saymıştı, tutarı Burak’ın önlüğünün cebine koydu, gür sesiyle:
‘’Parayı say, eksik olursa bilgi ver! Arkadaşların gezip tozup eğlenirken, oyun oynarken hayat
mücadelesi veren küçük ama dev bir kahramansın. Kutlarım onurlu mücadeleni. Dönder arabanı
öğretmenlerimizin maçını izleyelim.’’
Simit arabasına öğretmen de yardım etti, az ilerdeki halı sahaya vardılar. maçı izlemeye
başladılar. Öğretmeninin güzel yaklaşımıyla mutlu olmuştu, içi içine sığmıyordu. Tam o esnada
öğretmeni:
‘’Burak simitleri arkadaşlarına dağıtır mısın?’’
Biraz önce sormaya cesaret edemediği sorunun cevabını almıştı. Simitleri arkadaşlarına, fazla
olanları da maç izlemeye gelenlere dağıttı. Simit alanlar gülümseyerek teşekkür ettiler. Insanlara
ikram yapmanın gönülere dokunduğunu öğrenmiş oldu. Maç devam ediyordu. Doktorlar baskılı
oynuyordu. Arkadaşlarından birkaçı doktorlara:
‘’Yuh’’ dediler. Öğretmenler bu olumsuzluğa tepki gösterdi. Güzel hareketlerin alkışlanması
gerektiğini belirtti. Böylece öğrenciler, güzel oynayanları alkışladılar. Sahadaki doktorlar ve
öğretmenler birbirlerine nazik davranıyorlardı. Bunu gözlemleyen Hakan öğretmenine:
‘’Biz karşı takımı düşman görürdük. Doktor abilerimiz ve öğretmenlerimiz antrenman yapar gibi
oynuyorlar’’
‘’Atatürk’ün, sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim, sözü her şeyi ifade ediyor. Ben de
Atatürk’ün işaret ettiği bu özelliklerdeki sporcuları seviyorum.’’
‘’Öğretmenim, biz top oynarken Atatürk’ün dediğinin tam tersini yapıyoruz. Kavga, küfür var;
taktik falan yok, herkes kafasına göre oynuyor. Maç sonunda galip gelen mağlup olanla dalga geçiyor.
Nasıl düzeltebiliriz yanlışları öğretmenim?’’
‘’Yanlışları düzeltmeniz için beden eğitimi öğretmeniniz ve diğer öğretmenleriniz size bilgi
verirler, siz de bu bilgiler ışığında tutumunuzu oluşturursunuz. Şu an, maçı izlerken centilmenlik
sınavını başardıysanız, kendi oyunuzda da başaracaksınız, bunu istemeniz yeterli. Kendinize
yapılmasını istemediğiniz davranışları başkasına yapmayınız.’’ Öğretmen konuşmasını sürdürecekti,
hakem maçın bitiş düdüğünü çaldı. Maçı doktorlar 1-0 kazandılar. Maçın bitiminde sahadaki
oyuncular birbirlerini kutladılar. Öğrenciler doktorların başarısını alkışladı:
‘’Ya, ya, ya, şa, şa, şa! Doktor abiler çok yaşa!’’ diye tezahürat yaptılar. Bu tezahürat doktorların
hoşuna gitti. Doktorların takımı öğrencilerin olduğu türbine gelerek takımın kaptanı doktor:
‘’Çocuklar, sizler, çok yaşayın! Gurur duyduk centilmenliğinizden, yarınlarımız sizlerle daha güzel
olacak. Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun!’’ Birlikte:
‘’Soğol!’’ dediler. Doktor konuşmasını sürdürdü:
‘’Cumhuriyet Bayramdan sonra okulunuza sağlık taramasına gelelim mi?’’ Öğrenciler:
‘’Evet, gelin!‘’
‘’Sosyal güvencesi olmayanların ilaçları ve masraflarını biz karşılayacağız,’’ dedi, takım kaptanı
doktor. Öğrenciler tekrar alkışladılar. Burak çok mutlu olmuştu, çünkü ailesinin sosyal güvencesi
yoktu. Özellikle çiçekler açtığında ya da havada toz olduğunda hapşırma krizi tutardı. Bu yüzden
baharda ve rüzgarlı havada simit satmaya gidemezdi. Doktorların okula gelmesi Burak için güzel bir
fırsat olacaktı. Sahadaki oyuncular soyunma odasına gittiler. Seyirciler dağılmaya başladı. Öğretmen,
Burak’a ertesi gün uzun tenefüste yanına uğramasını söyledi. Heyacandan gece uyuyamadı.
Öğretmen ne konuşacaktı? Merak ediyordu. Simit satmasıyla ilgili söyledikleri çok hoşuna gitmişti.
Okulla ilgili hayaller kurarken uyuyakaldı. Sabah kalktı. Babası ve annesi erkenden çalışmaya
gitmişlerdi. Annesi sabah ezanında kalkıp çocukların kahvaltısını hazırlamıştı. Burak, ilkokula giden iki
kardeşini kaldırdı, giyinmelerine yardımcı oldu. Kahvaltılarını yapıp okula gittiler. Okulun batısı ilkokul,
doğusu ortaokuldu. Kardeşleri okulun dış kapısından içeri girince kendi okuluna geçti. Uzun teneffüs
zili çaldı, koştu, öğretmenler odasına gitti. Kapı açılınca içeri bakıyordu ki dersten gelen öğretmeni:
‘’Burak, anahtarı alayım, kütüphaneye gidelim,’’ dedi. Anahtarını dolabından aldı. Öğretmen
uzun boyluydu. Öğrencisi öğretmenin yanında koşar adımlarda yürüyordu. Kütüphaneye girdiler.
Kütüphane görevlisi öğrenci oradaydı. Kütüphanenin içinde idari görevliye ait küçük bir oda vardı.
Öğretmen kütüphanenin içindeki odanın kapısını açtı.
‘’Simit satma işini kendi isteğinle mi yapıyorsun?’’
‘’Evet, öğretmenim!’’
‘’Derslerin çok iyi, okul dışında zamanı nasıl geçiriyorsun, anlatır mısın? ’’
‘’Hafta içi okul dağıldığında eve gidip üzerimi değişirim. Annem öğleden sonra evde olduğundan
aparatif yiyecekler hazırlar. Onları yer, doğruca fırına giderim. Oraya vardığımda günün son simitler
çıkmış olur. Ara öğün yapan esnaf ve aile müşterilerime iki yüz civarında simit satarım. Saat 18 gibi
evde olurum. Ellerimi yıkayıp, üzerimi değişip derse otururum. İşlediğimiz konuları tekrar ederim.
Yemek yedikten sonra yarınki derslerde işleyeceğimiz konulara bakarım. Anlamadığım yerleri de
öğretmenlerime sorarım.’’
‘’Bana hiç soru sormadın.’’
‘’Sizin dersinizde sorunum yok.’’
‘’Peki, kazancın ne durumda, bu kazancı aileye veriyor musun?
‘’Hafta içi birkaç saat, hafta sonu yarım gün çalışırım, asgari ücrete yakın kazandığım oldu.
Kazancıma ailem dokunmaz, altın ya da dolar alırız.’’
‘’Biriktirdiğin paraları,altınları ne yapacaksın?’’
‘’Üniversiteye gittiğimde dolarları, yetmezse altınları bozduracağım.’’
‘’Sorularla seni tanımaya çalışıyorum. Yaşının üstünde davranıyorsun; simit satıyorsun, ders
çalışıyorsun. Bunlar güzel, fakat anlattıklarında oyuna ayırdığın zaman yok. Bunu ayarlamalısın, hafta
sonları yarım gün simit satma işini, birkaç saate denk getirmelisin. Yarım gün oyun oynamalısın
tamam mı?’’
‘’Tamam, öğretmenim!’’ dedi. Öğretmen öğrencisine şaka yapmak istedi:
‘’Bundan sonra bize de kredi açarsın.’’
‘’Ne kadar getireyim öğretmenim?’’
‘’Şaka yaptım Burak! Birikimlerini kimseye söyleme. Sınıf öğretmenin olduğum için sordum.
Bilgileri saklamak mesleki sorumluluktur.’’ dedi. Öğrenci zili çaldı, sınıfına gitti. Bir gün sonra
öğretmen kütüphanedeki çalışma odasında emanetteki kitapları takip ediyordu. Burak kapıyı çaldı,
içeri girdi, gülümsedi. Pantolonunun paçasını yukarı çekti. Uzun boğazlı çorabının üst kısmı lastikle
tutturulmuştu. Lastik halkayı bileğine doğru indirdi, kağıda sarılı küçük bir paketi çıkarıp masanın
üzerine koydu. Öğretmen şaşkındı, öğrencisinin ne yaptığını anlamaya çalışıyordu.
‘’Öğretmenim, size dolarları getirdim.’’ dedi. Öğretmenin şaşkınlığı sürüyordu.
‘’Sana şaka yaptığımı söyledim, neden getirdin? Sonra senin paranı alamam, eve götür.’’
‘’Öğretmenim götüremem. Annem gönderdi, sizde emanette kalırsa daha iyi korunacağını
söyledi. Hatta altınları da getirecek.’’
‘’Bu güveninize teşekkür ederim, böyle değerli emanetleri alamam. Masanın üzerindekileri al,
getirdiğin şekilde çorabının içine koy.’’
‘’Alamam öğretmenim. Annem, ver, dedi,’’ sözünü söyleyip kütüphaneden çıktı. Öğretmen
peşinden gitmek için birkaç adım attıktan sonra geri döndü, masanın üzerindeki el içine sığan dolar
paketini aldı, cebine koydu. Burak’ın sınıfına girdi, onu dışarı çağırdı. Öğrencisine:
‘’Okul çıkışı yanıma uğra, sakın unutma. Emanetin ne kadar? sadece rakamı söyle.’’
‘’4 100’’
‘’ Emaneti saymalıyım. Ders bitiminde görüşürüz,’’ dedi öğretmen. Dersi boştu. Kütüphanedeki
odasının kapısını örttü. Kağıda sarılı dolarları saydı, 4 100 dolar vardı. Paketi tekrar güzelce sardı,
ceketinin iç cebine koydu, cep düğmesini ilikledi.
Son ders zili çaldı, Burak öğretmeninin yanına geldi. Öğretmeni:
‘’Annen evde değil mi?’’
‘’Evet,’’
‘’Size gidiyoruz, bugün simit satmak yok.’’
‘’Öğretmenim, müşterilerim simit bekler olmaz.’’
‘’Beni kabul etmiyor musun?’’
‘’Hayır hayır, onu demek istemedim. Sizinle biraz oturduktan sonra simitleri müşterilerime verip
geleceğim. Siz annemle konuşurken yarım saatte simitleri dağıtacağım. Gelirken sıcak simit getiririm
öğretmenim.’’
‘’Anlaştık Burak, fakat kalamayacağım, ayaküstü konuşup çıkacağım, kursta görevim var.’’
Birlikte yola koyuldular. Evleri okula yakındı. Burak öğretmeniyle yürümekten dolayı çok
mutluydu. Eve vardılar. Anne kapısında öğretmeni görünce eli ayağına dolaştı. Bir süre sonra içeri
buyur etti. Öğretmen içeri giremeyeceğini, işi olduğunu söyledi. İç cebinden kağıda sarılı dolarları
çıkardı, anneye uzattı:
‘’Güveninize teşekkür ederim, bu güveni nasıl sağladığımı öğrenmek istiyorum’’
‘’Hocam, Burak’a kimseye söyleme demişsin. İçimize kurt düştü. Biz de herkese ballandıra
ballandıra anlatmıştık. Siz kimseye söylemezsiniz diye düşündük, kötü biri olsaydınız buraya
gelmezdiniz.’’
Yarın saat 15 ‘te gelin bankaya gidelim, doları sizin adınıza ya da babasının adına bankaya
anlaşmalı yatıralım. Altınlarınızı da külçe altına çevirelim, saklaması çok kolay. Çevrenizdekilere bir
yakınınıza borç verdiğinizi ve alamadığınızı söyleyin’’
‘’Allah razı olsun hocam! Yardımınızla bizi dertten kurtardınız. Okuyan adam her şeyi biliyor,’’
dedi. Öğretmen iyi dileklerde bulundu, oradan ayrıldı. Yolda giderken öğrencisinin mücadele azmini
düşündü. Mücadeleden kaçanların yaşam kavgasında aldığı yaraların iyileşmediğine tanık oldu. Burak
gibi yaşama dört elle sarılanlar; hayal ettiği özgürlüğü, kariyeri, zenginliği, saygınlığı, sevgiyi er ya da
geç buluyordu.
Haluk Yeşiltepe
Latest posts by Haluk Yeşiltepe (see all)
- DOKUNUŞ MEKTUBUNA CEVAP - Nisan 20, 2026
- BAHAR GELMEDİ - Mart 31, 2026
- ÖĞRETMENE ÖFKE YAKIŞMAZ - Mart 14, 2026