SEVGİNİN GÜCÜ

Okul açılalı bir ay olmuştu, 8.sınıfların veli toplantısı yapılıyordu. Okul müdürü bir önceki
eğitim-öğretim yılının değerlendirmesini yaptı. Fiziki yapıyla ilgili açıklamalarda bulundu. 8.
sınıflarla ilgili alınan kararları açıkladı. Velilerin nasıl bir davranış içinde olmaları gerektiğini
hatırlattı, şubelere gidip öğretmenleriyle görüşme yapabileceklerini belirtti.
Veliler çocuklarının şubelerine gittiler. 8/E Şubesinin sınıf öğretmeni katılan velilerin
imzalarını aldı. Onlardan öğrenci tanıma belgelerini doldurmalarını ve iletişim bilgilerini
yazmalarını istedi. Bu bilgiler yazıldı. Öğretmen, öğrencilerin durumlarını anlattı. Ders
öğretmenleri de sınıflara gelip kendi dersleriyle ilgili bilgiler verdi. Türkçe ve İngilizce
öğretmeni sınıfı ziyaret edip derslerinde neler yapılması gerektiğini anlattı. Matematik
öğretmeni sınıfa girdi. Orhan Bey 35 yıllık öğretmendi. Anadolu’nun en ücra köşelerinde ve
kendi memleketinde görev yapmıştı. Başarısıyla üst makamlardan birçok belge almıştı. Okula
bu sene atanmıştı. Tahtanın önünde durdu:
“Sayın Veliler, hoş geldiniz,” diye konuşmasına başladı. Kendini tanıttı. Yapılacak
çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Velilerden bazıları sorular sordu, sorulara cevap verdi. Mücella
adındaki veli bölgesel ağzıyla:
“Ne biçim örtmensin? Ders işlemimuşun, öle dii çocuklar! Yaşından başından utan, yakışu
mu sa?” Öğretmen söylenenleri dinledi, velilerden bazıları bu duruma tepki gösterince:
“Sakin olun lütfen! Muhatap benim, sizler karışmayınız. Başka şikayetin varsa onları da
ifade edebilirsin,” dedi. Bu söylem şikayetçi veliyi ve diğer velileri şaşırtmıştı. Suçlamayla
karşı karşıya kalan bireyler genelde kendilerini savunmaya geçerdi, oysa öğretmen sıradan bir
durummuş gibi davranıyordu. Veliye baktı:
“Başka söylemek istediğiniz var mı?”
“Var tabi çocumun defterinde hiç bişi yazmiyu, özel ders aldırdıım örtmen:’’Bu hoca heç
ders işlememiş.’’ dii.
Öğretmen tebessüm etti, velilerden başka şikayetleri olanların olup olmadığını sordu,
kimse bir şey söylemedi, Mücella’ya cevap verdi:
“Sizin öğretmenliğimle ilgili değerlendirme yapma yetkiniz yok, değerlendirmeyi
müfettişlerimiz ve yöneticilerimiz yapar. Ders işlemediğim iddianız, ne biçim öğretmensin,
söyleminiz çok ağır. Suçlamanızın çocuğunuza yararı olacağını düşünmeyin, aksine
motivasyonunu düşürecek, dersten soğutacak. Öğretmenle kavgalıyız, diye öğrencimizde ön
yargı oluşacak. Çocuğunuza buradaki tatsız konuşmalardan söz etmezseniz, ona iyilik
yaparsınız. Yaşımdan başımdan utanmam gerektiğini, söylüyorsun. Yüz kızartıcı bir davranışta
bulunmadım, der demez, veli cevap vermek istedi. Öğretmen konuşmasını kesmemesini,
daha sonra söz vereceğini söyledi, konuşmasını sürdürdü:
“Öğrencilerimi tanımaya çalışıyorum. Sizin çocuğunuz defterini evde unuttuğunu söyledi.
Derste yaptığımız çalışmaları arkadaşlarından aldığı kağıtlara uyarımla yazdı. Fetö üyesi
yayınevlerine ait ders kitapları dağıtılmadığından kitap sıkıntımız var. Fotokopiyle
çoğalttığımız soruları öğrencilerimize dağıtıyoruz. Soruların cevapları deftere yapılması
gerekiyordu. Demek ki notları deftere geçmemiş, soruları da çözmemiş. Toplantımızın amacı;
nasıl bir çalışmayla öğrencilerimizin başarısını yükseltebiliriz, diye konuşmasını sürdürürken
veli araya girdi, yüksek sesle:

“Sa gızdım hoca, benim çocua yalancı diyon, başka çocuklara sordum, onlarda ölee diyo.
Seni şikayet etcem hoca! Hanya’yı Gonya’yı görürsün,” dedi. Zafer kazanmış komutan
edasıyla öğretmene ve diğer velilere baktı. Tanıdığı velilerden takdir beklentisi vardı.
Öğretmenin bu durum karşısında ne yapacağını da merak ediyordu. Orhan Öğretmen hukuk
konularına yabancı değildi. Kardeşi, kuzeni, yeğeni ve çocukluk arkadaşı avukattı. Boş
zamanlarında yanlarına uğrayıp onlarla sohbet ederdi.
“Çocuğunuzu yalancılıkla suçladığımı kim söyledi?” Sorusuna kimse cevap vermedi,
öğretmeni suçlayan Mücella:
“Soru verdim diyosun, çocum vermedi diyo. İşte çocua bölece yalancı diyon,” dedi. bu
cevap üzerine öğretmen veliyi ikna etmesinin zor olacağını düşündü. Başka sınıfları da ziyaret
edeceği için:
“ Sizi ikna etmem zor olacak. En iyisi tanıdık avukat var, şikayet edeceğinizi
söylüyorsunuz telefon edeyim, size yardımcı olsun. Varsa avukatınız o da dava açabilir.
Savcılık soruşturmayı yapabilmek için idari yetkiliden izin aldı diyelim. İddialarını ispatlaman
lazım. İddiaların asılsız çıkarsa o zaman size tazminat davası açarım. Tazminata ödediğiniz
parayı aile birliğine yatırırım. Ayrılan sürem bitti, başka sınıfa gitmem gerekiyor.
Görüşmelerim bittikten sonra konuşabiliriz,” dedi. Orhan Öğretmen sınıfın ortasına geldi,
yakasını ilikledi:
“İyi hafta sonları, özel görüşmek isteyen velilerimiz için pazartesi günleri saat:11-12 arası
veli görüşme saatimdir bilginize,” dedi.başka sınıfa gitmek için çıktı.
Velilerin çoğu öğretmenin köşeye sıkıştığını düşünüyordu. Orhan Hoca sakin, bilgili bir
kişiydi. Yaptığı son konuşma ilginç aynı zamanda akıl doluydu. Oysa toplumda suçlamalar
olunca tartışmalar büyür, öfke patlaması yaşanır. Sonuç malum: kavga, küfür, tehdit, bazen
yaralama, cinayet…Öğretmen iletişim gücüyle herhangi bir sorun çıkmasını engellemişti. Sınıf
öğretmeni, Mücella’ya döndü:
“Bu olay olmasaydı keşke. Çocuğunuzun derse ilgisi yok, bunu sizinle konuşmuştuk,
sizden çekindiği için öğretmenin ders yaptırmadığını söylemiş. Sen de buna inanmışsın.
Öğretmenimize ağır konuştun ve hakaret ettin. Liselere giriş sınavında önceki yıl dersine
girdiği öğrencilerden beşi matematik sorularının tamamını çözmüş, diğer öğrencileri de birkaç
soru kaçırmış. Başarı belgesi okul idaresine geldiğinde oradaydım. Orhan Bey’e toplantıda
başarı belgesi verilecekti, fakat arkadaşlarım yanlış anlar düşüncesiyle kabul etmedi, belgesini
aldı, kimseye göstermeden dolabına koydu. Az önce yaptığı gibi kendini övmeyi sevmez, alçak
gönüllü bir insandır. Orhan Bey’in söylediği gibi tatsız olaydan çocuğa bahsetmeyin. Diğer
velilerimiz de bu olayı evde anlatmasın. Öğretmenin çok iyi olduğunu, ders çalışmasa da onu
sempatik bulduğunu, sevdiğini söyleyin. Size birisi gelip nasıl annesiniz? Çocuğunuz
yaramazlık yapıyor, utanma yok mu sizde? dese zorunuza gitmez mi? Elbette etkilenirsiniz.
Orhan Bey’den özür dilemen gerekiyor,” dedi. sınıftaki diğer veliler de:
“Özür dilemelisin,” dediler. Birkaç veliye Mücella çıkıştı:
“Yanımda olcaktınız hani! Beni ateşe attınız, kötü ben oldum. Rezil oldum valla! Benim
adam duyarsa gemiklerimi gırar valla!” dedi.
Yaptığının yanlış olduğunu anladı, fakat ağzından çıkmaması gereken sözler dökülmüştü.
Ders çalışmayan bazı öğrenciler, velilerine öğretmenle ilgili aynı suçlamaları yapmışlardı. Bu

veliler toplantı öncesi yaptıkları kritikte öğretmene haddini bildireceklerdi, fakat öğretmenin
tavrı onları durdurmuştu. Sınıf öğretmeni:
“Olan oldu, tartışmaya gerek yok, toplantı bitiminde Orhan Bey’in yanına gideriz özür
dilersin.”
“Tamam hocam, inşallah terslemez.” dedi.
Öğretmenin diğer sınıftan çıkmasını beklediler. Kendinden utanıyordu, çocuğundan daha
çok milletin ağzına bakmıştı. Olmaması gereken bir davranışta bulunmuştu. Öğretmenin
sakinliğinden dolayı affedeceğini düşünüyordu. Ya şikayetçi olursa rezil olacağını düşündü,
kendi kendine:
“Düşünmek dahi istemium, benim adam kapıya gor beni, amanınn!”
Öğretmen sınıftan çıktı, kapıda veliyle gözgöze geldi. Yanında 8/E sınıfının öğretmeni
vardı. Neden burada olduklarını anlamıştı, tebessüm ederek:
“Buyrun!” dedi. Nerden söze başlatacağını bilemedi, heyecanlandı, dili tutuldu sanki,
sözcükler aklına gelmiyordu. Sınıf öğretmeni yardımcı oldu:
“Orhan Bey, Mücella Hanım biraz önceki çıkışının yanlış olduğunu fark etti. Sizden özür
dilemek istiyor, dedi. Orhan Öğretmen velinin utancını görmüş, konuşmakta zorlandığını
anlamıştı:
“Çok güzel, yanlışı anlamak doğruyu bulmaktır. Annelerin çocukları söz konusu olunca
duygusal davranabiliyorlar. Bazı durumlarda duygusallık zarar verebilir. Ben olayı unuttum
bile.” dedi. Veli kızardı, zorlanarak sözcükler ağzından yarı anlaşılr yarı anlaşılmaz bir şekilde
döküldü:
“Hocam, gusuruma galma! Özür dilium, sen böyüksün, affet!” dedi. Orhan Öğretmen
affettiğini, bu durumlarda birebir konuşmanın daha doğru olduğunu belirtti.
Mücella eve vardığında oğlunun tedirginliğini gördü, öğretmenlerin dediğini yaptı. Oğlu:
“Demek öğretmen beni çok seviyo, yaşasın!” dedi. İçeriden çıkarken annesi:
“Nereye oğlum?”
“Ders çalışmaya anacum” deyince anne güzel bir sözün ne kadar önemli olduğunu gördü:
“Cahallığımızla iş bilene, iş öretmeye galkdıkça her şey batar. Gılavuzu garga olanın burnu
bokdan çıkmaz, sözü ne kadar doğru. Demek ki sevgi, her derde çare. Yaşa sevgi çok yaşa!”
diye slogan attı.
Hakaret ettiği öğretmen, Mücella’ya tatlı dilin ve sevginin sorunları çözdüğünü
öğretmişti. Toplantı vesilesiyle kendini önce yaramazlık yapan, sonra yaramazlığını
affettirmeye çalışan bir öğrenci gibi hissetti.

Latest posts by admin (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ilgili yazı

Yaz tatilinde memlekete gittim. Ata toprağındaki işlerin yoğunluğundan dolayı mektubuna iki buçuk ay gecikmeyle yanıt veriyorum. Öğretmenim beni unuttu, düşüncesini taşımadığını biliyorum. Bayram kutlama mesajına; verdiğim cevaba, beğeni gönderince rahatladım.

BüyümekBüyümek

05/09/2019       Sevgili Öğrencim Âdem,       Yaz tatilinde memlekete gittim. Ata toprağındaki işlerin yoğunluğundan dolayı mektubuna iki buçuk ay gecikmeyle yanıt veriyorum. Öğretmenim beni unuttu, düşüncesini taşımadığını biliyorum. Bayram kutlama mesajına; verdiğim