SORUŞTURMA

Denizin üzerinde gün ışıkları mücevher parlaklığında yansıyordu. Birbirine yakın büyüklükteki minik dalgalar kumsala vuruyordu. Gelgitler kumları sürükleyip ayak izlerini kaybediyordu. Mustafa bu doğa olayıyla kendi yaşamı arasında bağ kurdu. Günün renkleri, deniz yüzeyinde ışık oyunlarıyla ilgi çekiciydi. Renkler ergenlik yıllarındaki heyacanıydı sanki. Gençlik yıllarını yakan darbe zulmünü aklından çıkaramıyordu. 12 Eylül Darbesi birçok alanda yaşamını engellemiştii. Bunlardan biri de güvenlik soruşturması sonucu, kamu görevine atanmasının uygun görülmemesiydi. Kumlar suyla başka bir yere sürüklenirken kaybolmuyordu, oysa Mustafa’nın hayalleri uçup gitmişti. Ne hayaller kurmuştu: sevgi fidanlarını sulayıp ormanlara dönüştürecekti, vatan için, insanlık ve doğa için çalışacaktı… Akademik kariyerini tamamlayıp bilim insanı olacaktı… Atanmadığını duyan çocukluk arkadaşları soğuk davrandılar, karşılaşınca görmezden geldiler. Bu durum içindeki sızıyı artırdı. Mahallede komşular, pencerelerden ve balkonlardan günün dedikodusunu yaparlarken, Mustafa’yı gördüklerinde başlarını içeriye çekiyordu. Artık yapayalnız kalmıştı, çevresindekiler suç işlemiş gibi davranıyordu. Ailesel ilişkilerden dolayı konuşmak zorunda olanlar, takip edilip edilmedikleri korkusunu yaşadılar; yoldan geçen tanımadıkları birini gördüklerinde, yüzleri bembeyaz oldu, dudaklarını titredi. Onlar daha fazla strese girmesinler, diye bir bahane bulup yanlarından ayrıldı. Yaklaşımlar, içindeki yarayı büyüttü. Çaresizdi, artık tanıdık birini görünce ya ara sokaklara saptı ya da vitrinlere baktı. Psikolojisini sarsan olayları okuyarak unutmaya çalıştı. Okuyarak başka dünyaların kapısını araladı, başka hayatları öğrendi, yeni bilgilere ulaştı. Okudukça düşünceleri gelişti. Başına gelen olumsuzluklar da düşüncelerinden kaynaklanmıştı. Hiçbir eyleme katılmamıştı. Herhangi bir siyasi partinin ya da örgütün üyesi de değildi. Bakanlık tarafından: “Kurumun aradığı nitelikleri

taşımadığınızdan atamanız yapılmamıştır.” yazısı gönderilmişti. Mustafa bu haksız durumu avukatlarla görüştü. Avukatlar şu an hukuk kurallarının işlemediğini, sivil döneme geçilince davaların normalleşeceğini ifade ettiler. Kamuda görev alamayınca başvuruda bulunduğu özel sektör yetkilileri:

—Şu an müsait pozisyon yok, ilerde açılırsa haber veririz, dediler. Aranmayacağını yüz ifadelerinden anlamıştı. Eve gittiğinde odasına çekilip neler yapabileceğini düşündü. Sorunların üstesinden gelemedi, teselliyi kitaplarda aradı. Lise ve ortaokul yıllarında okuduğu kitapları tekrar okudu, her yeni okuma bir keşfedişti . Darbe yapılınca kitaplarının çoğunu toprağa gömmüştü, çünkü bazı kitapları bulundurmak örgüt üyeliğinden tutuklanmak demekti. Geçmişindeki zor günleri aklından çıkaramadı, bu arada vaktin nasıl geçtiğini anlamadı, akşam yaklaşıyordu. Deniz, güneşin batışı sırasında gözleri kamaştıran muhteşem renk görselini sunuyordu:

—Bu görüntüyü izlemeliyim, dedi içinden. Güneş enginin çıkış noktasında kendi kadar gözüktü, yansıyan ışıkla salınarak ve genişleyerek denizin yüzeyine hakim oldu. Renklerin dalgalanışı sevdiği kızın saçlarını getirdi gözlerinin önüne:

—Ahh o yıllar, ne kadar heyecanlı, ne kadar güzeldi, dedi. Lisede sevmişlerdi birbirlerini. Kaç kez gizlice buluşmuşlardı burada, biri görür de ailelere haber verir diye korkmuştular. Sevgiye ait ne sözler verilmişti, fakat bu sözlerin alabora olacağını hiç düşünmemişlerdi. Sevdiği kızın mutsuz olmaması gerekçesiyle sevdasını yüreğine gömdü. Mustafa ayrılmak isteğini zorlanarak söyledi:

—Ne olacağım belli değil, belki de tutuklarlar; birlikteliğimizi sürdürmeyi mantıklı bulmuyorum,

sana acı çektirmek istemiyorum, dedi. Bomboş baktı sevdiği kız, gözlerinden yaşlar, yanaklarına doğru damla damla indi, sözü boğazına düğümlendi, yutkundu, hıçkırıklarla kesik kesik;

—Bu bahane değil, seninle lisedeyken üniversiteyi kazanamazsak da çalışırız, her koşulda

mücadele ederiz diye konuşmuştuk hani! Ayrılmak istemiyorum! Bu sözleri zorlukla söylemişti. Mustafa duygulandı; gözlerindeki yaşı saklamaya çalıştı. Herhangi bir işi yoktu, okul arkadaşlardan

bazıları tutuklanmıştı; arkadaşlarından biri, adını söylese tutuklanabilirdi. Sevdiği kızı ikna etmeye çalıştı:

—Seni çok seviyorum. Seni mutsuz etmeye, sıkıntıya sokmaya hakkım yok.

—Senden ayrılırsam mutsuz olurum! Seninle aile kurmayı hayal ettim, fakat sen bitirelim diyorsun! Bu kadar kolay mı?

—Özür dilerim, anla beni, bundan sonraki hayatında çok mutlu ol, dedi. Koşar adımlarla geriye

bakmadan sevdiğini bırakıp gitti. Ayrıldıktan birkaç gün sonra tutuklandı. Kızla ilgili bilgiyi, beş yıl sonra ziyaretine gelen kardeşinden duydu; evlenmişti, Mustafa’nın hakkında:

—Mustafa öldü, Allah rahmet eylesin, kendi cehenneminde yansın inşallah! diye beddua etmişti. Beddua Mustafa’ya ağır geldi, aklından şu geçti:

—Eğer bir gün karşılaşırsak bu söz sana mı ait? diye sormak isterim.

Güvenlik soruşturması sonucu atanamadığından tutuklandı. Mahkeme beraatine karar verdi. Tutukluluk altı yıl, beş ay sürdü. Cezaevinden çıktıktan sonra Iki ay içinde askere alındı. Otuz yaşında terhis oldu.

Suyun yüzeyinde oluşan yuvarlak halkalar, gençliğinin batırılmak istenişini çağrıştırdı.

Boğulmamak için çırpınıp durdu, dost bir el uzanamadı. Derinlere gönderilenler son güçleriyle direndiler. Onlar direndikçe sivil toplum örgütleri ve demokratik ülkeler, onlara destek verdi. Bu mücadelede binlerce genç, yaşama erken yaşta veda etti.

Mustafa odasında yaşadıklarının değerlendirmesini yapıyordu. Babası yanına geldi. Sohbet ettiler, babası bundan sonra ne yapacağını sordu:

—Baba inançlarımdan dolayı gençliğim ertelendi, sevdiğim gitti. Senin dediğin yolda yürüdüm. Bu yolda insan olmayı öğrenmeye çalıştım. Kimseyi incitmedim, kimseye zarar vermedim. İnsanlarımızın güzel bir dünyada barış içinde yaşaması için çalıştım. Yarın atamamla ilgili başvuruda bulunacağım.

—Hayırlısı olsun oğlum! Benim yapacağım bir şey var mı?

—Yok baba! Beni bugünlere getirdin, okuttun, cezaevinde destek verdin, teşekkür ederim, dedi.

Babasının elini öptü. Birbirlerine sarıldılar. Babasının yanaklarından akan yaşları sildi:

—Yarın epey koşturacağım. Kaybettiğim yıllarda bana borçlananlar var, alacaklarımı tahsil edeceğim. İyi geceler, yatalım baba! dedi. Yatağına uzandı, yapacaklarını düşünerek uyumaya çalıştı.

9 Eylül 1987 / Karşıyaka

Haluk Yeşiltepe

Öğretmen - Yazar - Şair at MEB
Yazıları ve şiirleri üreten Haluk Yeşiltepe 1960 yılında Ankara’da doğdu. 1966 yılında ilkokula başladı. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Bulancak’ta bitirdi. Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü Türkçe Öğretmenliği Bölümünden 1980 yılında mezun oldu. İlk şiirini 1974 yılında yazdı. Mahalli gazete ve dergilerde, şiirlerini ve yazılarını yayımladı. Öğretmen olarak Yozgat’ta, Giresun merkezde, Bulancak ilçesinde çalıştı. Mesleğine devam etmektedir.Evli ve iki kızı vardır.
Haluk Yeşiltepe

Latest posts by Haluk Yeşiltepe (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ilgili yazı

SİNİR OLMADINSİNİR OLMADIN

İstanbul’da göreve başlamıştı. Okul müdürü, okulun durumu ve dersine gireceği sınıflar hakkında bilgi vermişti. Okulda ilk günüydü, derse girdi, selam vermek için tahtanın önünde durdu, sınıfa baktı. Öğretmenin sınıfa girmesini

Umutlarını yok eden bu dönem elbet sona erecekti. Derin yarasını iyileştirmesi gerekiyordu. Güçlü olmalıydı, dimdik ayakta durmalıydı. Engeller her zaman olacaktı, mücadeleden asla vazgeçmeyecekti. Bu düşünceler rahatlatmıştı genç kızı.

Güçlü OlmakGüçlü Olmak

      Uzun bir yolculuğun ardından Kadriye, Millî Eğitim Bakanlığına ulaşmıştı. Bakanlığın giriş kapısının önü geniş bir alandı. Burada okul arkadaşlarıyla karşılaştı. Arkadaşlarına atama çağrıları gelmişti, ama Kadriye’ye çağrı ulaşmamıştı. Tarif edilemez

KorkuKorku

İki kafadar oyuna dalmıştı. Akşam ezanını duyunca geç kaldıklarını fark ettiler. Nasıl gideceklerdi? Eve giden yol patikaydı ve ağaçlıktı. Karadeniz köylerinden biri olduğu için birkaç km yolda iki, üç ev