Haber Soruyorsun

Ayrılığa isyanı yazmışsın,
Gözyaşlarının izini silmemişsin,
Gönlünü dağlamışsın,
Değer mi acı çekmeye?
Yaşamak çok ama çok güzelken.

Yaşamak uğruna canım!
Bazen düşüyor,
Bazen kalkıyorum.
Sıkıntıları bir kenara bırakarak,
Mutluluğa yürüyorum.

Yedi rengin görüntüsünde,
Sararmış sayfaların arasında,
Günün yorgunluğunu suya gömüyorum.

“Haberler bu kadar mı?” deme.
Çok ama çok!
Yarınları yaşamak uğruna canım!
Yazmaya vakit yok.
Unutma ki bunlarla birlikte,
Gülümseyen hayalinle,
Ayrılmaz parçasın her anımda,
Sakın ha, bunu unutma!

YARINLARA YÜRÜMEK

EVDE BAYRAM                                                                 30/05/2020                                             

        Değerli Öğretmenim,

        23 Nisan’da, 1 Mayıs’ta, Anneler Gününde, 19 Mayıs’ta ve Ramazan Bayramında yazmak;  duygularımı, düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim. Bu süreçte evde kapalı kalmaktan mı? Her nedense İçimde yazma isteği uyanmadı. Birikim kazanma yollarından gözlem eksik olunca bir yanım boş kaldı. Birkaç günlük uğraşıdan sonra nihayet yazabildim.

        Bayramları evde kutlamak ne kadar etkili oldu? Bilemem. 23 Nisan’da evlerin süslenmesi güzel bir etkinlikti. Bu etkinlik, her yıl tekrar ederse mutlu olurum. İstiklâl Marşı’nın hem 23 Nisan’da hem de 19 Mayıs’ta tüm evlerden okunması tüylerimi diken diken etti. Babamın milli heyecandan ağladığını gördüm, babamı ağlarken görmek beni şaşırttı. Anneler Gününde anneme mektup yazdım, okuyunca duygulandı. Korana salgını, yaşamımızı değiştirdi, bu gidişle de çok değiştirecek. 1 Mayıs’ta alanlar suskundu; emekçiler taleplerini dile getiremediler, dile getiremedikleri gibi işsizlik daha da arttı. Ramazan bayramında; Türkiye sokağa çıkamadı, gelenek ve görenekler gelecek yıllara ertelendi.  İnsanlar arasındaki hoşgörü de ertelenmiş oldu. Sokağa çıkmak zaten bize yasak, izin günlerinde bilim kurgu filmlerindeki sahneleri yaşadım. Film bu derdik, ama gerçek oldu.

        Öğretmenim,

         Geleceğe hazırlanmamızı, sınavlarda başarılı olmamızı öğrettiniz; salgın bir hastalık durumunda neler yapacağımızı öğretmediniz. Belleğimizin bir noktasında bu ileti yok, bu sebepten bilim adamlarının uyarıları askıda kaldı; sosyal mesafe, maske kullanımı gibi kurallar eksik uygulandı. Uyarıları yerine getirsek belki de salgın bitecek.  Hepimizin bir başkasından beklentisi, kurallara uyması değil mi? Öyleyse kurallara önce kendimiz uyalım. Unutmayalım ki kendimizi korumak, karşımızdakini korumak insani bir görevdir. Aynı zamanda ibadettir. Beklentim artık okullarda salgınla ilgili eğitim-öğretim verilmesi.

         Mektubum yaşadıklarımızdan dolayı iç karartıcı oldu.  Güzel günlere ulaşmak dileğiyle saygılarımı sunar, selam ederim.

                                                                                                     Öğrencin  

Anlat!

Yağmur ve güneş,
İki ayrılmaz sevgili.
Öyle güzel bir aşk ki bu;
Her yer fındık,
Gün doğusu çaylık,
Bulutla öpüşen çamlık,
Sen de İrem Bağı mı?
Anlat Giresun, anlat!

Şehrin orta yeri kale,
İki yanı dere,
Şehre hayran Gedik tepe,
Ağzı açık bakıyor mu sana?
Anlat Giresun, anlat!

Yaylalarında berrak sular,
Dağlarında bin bir çeşit ağaçlar,
Ağaçlarında renk renk kuşlar,
Tablo mu, şatafat mı?
Anlat Giresun, anlat!

Martı yuvalı,
Defne kokulu,
Kibele tapınaklı,
Nazardan uzak ada.
Mit zengini mi?
Anlat Giresun, anlat!

Romantizmi coşturan,
Tek taş yüzük taktıran,
Özgürlük yolu;
Dünyanın cenneti mi?
Anlat Giresun, anlat!

Evrenselleşen Nesin’e,
Devleşen Yücel’e,
Çizgilerin üstadı Bedri’ye,
Daha daha nicelerine,
İlham kaynağı mısın?
Anlat Giresun, anlat!

Kanım Armağan Vatana

Yedimde ilk andım:
“Varlığım armağan olsun ülkeme.”
Dönmem geri sözün eriyim,
Yurt savunmasının neferiyim.

Dağlar evim barkım.
Sınırlarda dolaşır gözlerim.
Fırtına, tipi, kar yoldaşım.
Korkum yok bayrak kanım.

Kurşunlar başım yanda ıslık,
Mayınlar ayaklarıma tuzak,
En yüksek mertebe şehitlik,
Yeter ki yaşasın vatan

Görmedim hain pusuyu,
Dolu gibi yağan kurşunu.
Uzandım kara toprağa,
Son sözüm can feda vatana.

Huzurluyum, kanatlandım arşa.
Şehit Mehmet şan taşıma,
Ay yıldızlı bayrak taç başıma,
Kanım armağan olsun vatana.

100 Puan

       Öğretmen zarfların cümledeki görevlerini anlatmıştı. Konunun anlaşılıp anlaşılmadığını anlamak amacıyla tahtaya bir cümle yazdı, zarfların altını çizdi. “Yazdığım mektubu zarfa güzelce yerleştirdim, iki üç saat sonra da postaladım.” Öğretmen:
       —Cümlesinde geçen zarfların çeşidini kim belirtecek? dedi. Derslerle pek ilgisi olmayan Abdi, istekle parmak kaldırdı. Öğretmen Abdi’yi kaldırarak,
       — Soruyu doğru cevaplarsan 100 puan alırsın, Abdi sevinçle:
       — “Güzelce” zarfı; çiçekli ve kalpli aşk zarfıdır, “iki saat sonra” zarfı; geciktiğim için kusura bakma anlamında sarı renkli resmi zarftır, hocam.
-Böyle bir şey anlatmadım.
       — Yaşamayan anlatamaz, 100 puanımı unutma hocam!

Annem

Canımı canınla besleyen,
Gebeyken sıkıntıya gülen,
Özlemle doğmamı bekleyen,
Koruyucu meleğim annem!

El bebek, gül bebek büyüttün.
Uykusuz geçti gecelerin.
Derdim, oldu çaresizliğin,
Koruyucu meleğim annem!

Türkülerle büyüttün beni,
Oyunlarda yendim hep seni,
Yüreğinde en büyük sevi,
Koruyucu meleğim annem!

Sözüm çirkin aktı gözyaşın,
Hırçınlığı aldı şefkatin,
Af dileyince oldun şen,
Koruyucu meleğim annem!

Geriye Kalan

Göğüs gerdi tüm engellere,
Sözleri derman gönüllere,
Sevdası türküydü dillere,
İlkbaharında bitti her şey.

İnanç yüklüydü delikanlı.
Bahar betimi yanakları,
Sevgiyle parlayan gözleri,
Rengini almıştı denizin.

Kurtuluşu dostlara sunan,
Kardeş için can veren yiğit!
Gözyaşı nehirden ananın,
Yeter, acıya vurun kilit!

Vatanla dolu cana kıyan,
Yaşamak hakkını yok eden,
İnsan kılıklı hain şeytan,
Helal olur mu, duanda hak?

Bir idin, bin oldun kalplerde.
Adın ad, artık bebelerde,
Sevdan yıldız olmuş gençlerde,
Çarpıcı sözlü öncü yolcu.