KAR SÜRGÜN YAĞDI

Kış mevsiminin en sert günlerinden biri yaşanıyordu. Kar sürgün yağıyordu, bu yağış şeklini Bozok
platosu’nda öğrendim. Sürgün, yerdeki ve havadaki karların savurur, çukur yerleri doldurur, açık alanlarda kar
bırakmazdı. Beldeye geldiğimin ilk günleriydi, kapanan yollar açılmıştı, kar tünellerinden geçmiştik, bu geçişimiz
sırasında şoföre :
‘’Çukur yerlerde neden kar çok ?’’ diye sorduğumda sürgün yağışı öğrenmiştim. Soför:
‘’Sürgün yağdı mı yürümek tehlikelidir, donmayı göze almaktır. Dahası var burun buz tutar, ağza kar dolar
nefes alınmaz. Kulak donabilir, bir yere vurduğunda düşebilir. Gözleri açmak mümkün olmaz.’’ diye anlattığı
konuşma beni etkilemişti. Böyle bir havada dışarda olmak ölümle dans etmek olurdu. Evde içinde bile şartlar çok
zordu, fırtınadan elektrikler kesilmişti, ne zaman onarılacağı belli değildi. Ev kerpiç olduğundan sıcacıktı içerisi.
Akşam olmuştu, saat altı gibiydi. Kızım ve yeğenim mumun cılız ışığından yararlanarak duvarda çeşitli figürler
oluşturuyorlardı.
      Kapı çaldı, yeğenim kapıya baktı, beni çağırdı. Üç öğrencim karşımdaydı. Saçlarını, kaşlarını kar kaplamıştı,
yüzleri soğuktan mosmor olmuştu. Öğrencim Metin:
      ‘’Hocam size sığınmak zorunda kaldık. Sürgün yağan kardan nefes almakta zorlandık, köye gidemedik’’ dedi.
İçeri buyur ettim. Üçü de titriyordu. Üşümüş olduklarından sobanın olduğu oda daha sıcaktı, oraya hemen
almadım. Kapı girişinde geniş salon vardı, oradaki sedire oturttum, öylesine ürkektiler ki birbirlerine yapışık
oturdular. Ellerini, kulaklarını ve burunlarını kontrol ettim, şükürler olsun ki donma belirtisi yoktu. Öğrencilerim
Çamurlu Köyü’ndendi, 6 km mesafedeydi. Aklıma diğer öğrencilerim geldi :
‘’Arkadaşlarınız ne yaptılar? İnşallah köye gitmeye kalkmamışlardır! Onlar diğer öğretmenlerinize mi gitti?
diye sordum. Cengiz sınıfta zannetti kendini bir an,
‘’Hocam, hocam!’’ diye parmak kaldırdı. Sınıfta olmadığını söyledim.
‘’Arkadaşlarım buğday ofisinde kalacaklar,’’ dedi.
‘’Kaç öğrencimiz orada kaldı?’’
‘’Altı’’
‘’Altı kişi oraya nasıl sığdı?
‘’Ofiste üç görevli var. ikisi bugün kardan gelememişler, onların yatağı boştu, bir de kanepe vardı, ikişer kişi
yatacaklardı. Üçümüzü ofısteki abi, öğretmenlerinize gidin, dedi. biz de size gelmeye karar verdik hocam!’’
Ofis görevlisiyle tanışmamıştım, böylesine insani duyguya sahip insanı bu devirde bulmak zordu. Elimde yetki
olsa bu güzel yürekli adama ödüller verirdim. Öğrencilerimizin ofiste kalmasını ve bana gelmesini yadırgamıştım,
beldede göreve başlayalım iki ay olmuştu. Neden bana geldiklerini sorduğumda, mezheplerinin farklı olduğunu
belirttiler. Aralarında düşmanlık yokmuş, alışveriş yapıyorlarmış, fakat hısım akrabalık yapmıyorlarmış.
Eşim çocuklara yemek hazırlamaya başladı. Beldede yiyecek bulmak sıkıntılıydı. Alışveriş için Sorgun’a
giderdik. Yol kapanmıştı. Eşim evde bulunan yiyeceklerden hazırladı. Masaya oturduk, çocuklar utanıyorlardı,
tabaklarındakileri yiyemiyorlardı. Eşim yemekleri beğenmediklerini düşünerek:
      ‘’Annelerinizin yemekleri kadar güzel olmayabilir, beğendiniz mi çocuklar?’’ Utangaç bir tavırla Metin yanıtladı:
      ‘’Beğendik hocam, çok güzel yapmışsınız, bu yiyecekleri ilk defa yiyoruz, isimlerini bile bilmiyoruz, annemim
bildiği yemek çok az.’’
      ‘’Annen ne yemeği pişirir?’’
      ‘’Patates, bulgur pilavı, katık başka yemek bilmeyiz hocam,’’ dediler. Eşimle göz göze geldik, yiyecekleri
bitirmelerini söyleyip masadan kalktık. Peşimizden kızım ve yeğenim de kalktı, çocuklar kalkmak isteyince eşim:
      ‘’Siz yemekleri bitireceksiniz, biz siz gelmeden yemiştik,’’ dedi. Yeğenimin ve eşimin gözleri dolmuştu.
Çocukların yanından çıkıp oturma odasına geçtik. Mutfaktan tabak seslerini işitince, eşim mutfağa geçti. Çocuklar
masayı topluyordu, eşim oturmalarını söyleyip geride kalan işleri yaptı. Öğrenciler çok sıkılıyorlardı, ailelerinin
bütün gece uyuyamayacaklarını analarının ağıtlar yakıp bütün gece ağlayacaklarını biliyorlardı, öğrencilerimi bu
durum derinden etkiliyordu. Nasıl meraklanmasınlar? Evlat bu, kolay mı büyütmek? Geldiğinden beri konuşmayan

Barış’ın gözleri yaşla doluydu. Ona bir şeyler sormak istedim, ama daha çok ağlar düşüncesiyle hiçbir şey
sormadım. Evde fazla yatağımız yoktu, bitişiğimizde oturan ev sahibimizden yatak aldık. Yattık, sabah altıda
uyandım, fırtına kesilmişti, karın yağması durmuştu. Çocuklar uyanmıştı. Kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Evde
su yoktu, çeşme eve yakındı. Su alayım diye kapları alınca Metin adlı öğrencim, yeğenim su kaplarını elimden
alıp suya gittiler. Kahvaltımızı yapıp okula gittik.
      Okul üç gün tatil olmuş, mutemet ek dersi yapıp onaya götürdüğünde haberimiz oldu, o yıllarda cep telefonu
yoktu. Öğleye doğru öğrencilerin babaları yolu küreklerle açarak gelmişlerdi. Çocuklarını sağ salim görünce
yanaklarından damlayan gözyaşlarını saklayamadılar. Çocuklarını alıp çıktılar, on dakika sonra veliler geri
döndüler, neden olduğunu anlamaya çalışırken içlerinden biri bana öyle sarıldı ki şaşırmıştım. Benden yaşça
büyük olmasına ragmen elime sarıldı, elimi öpmek istedi, aşağıya çektim elimi, eğildi büyük bir uğraşıyla öptü.
Minnet duygusuyla gözlerime bakarak:
‘’Hocam hakkınızı nasıl öderim, bilemem, amma hakkınızı helal edin!’’
‘’Helal olsun. Asıl hakkını helal etmesi gereken ofis görevlisi. O olmasaydı 9 öğrencimizin hayatı tehlikeye
girerdi. Bana gelen üç öğrenciyi de kocaman yürekli görevli yönlendirmiş.Yerimde kim olsa aynısını yapardı.’’
‘’Hocam, siz bizden olmasaydınız ofisçi bu çocukları size göndermezdi.’’
‘’Şimdi bu dediğin yanlış, siz biz yok. Sadece bu topraklarda biz var. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Sunni,
Alevi, Yahudi, Süryani… hepsiyle biziz. Unutmaki biz güneşin renkleriyiz, bu renklerle güzel ve zenginiz,’’ dedim.
Öğretmenler odasından geri geri çıkarken :
‘’Keşke hocam, her şey dediin gibi olsaydı! Heç sıkıntı galmazdı.’’ dedi. Arkalarından, camdan, dışarı baktım.
Sevinen çocuk coşkusuyla, koşar adımlarla analara müjde vermeye gidiyorlardı.
10 Mart 1993 / Esenli-Sorgun

Haluk Yeşiltepe

Öğretmen - Yazar - Şair at MEB
Yazıları ve şiirleri üreten Haluk Yeşiltepe 1960 yılında Ankara’da doğdu. 1966 yılında ilkokula başladı. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Bulancak’ta bitirdi. Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü Türkçe Öğretmenliği Bölümünden 1980 yılında mezun oldu. İlk şiirini 1974 yılında yazdı. Mahalli gazete ve dergilerde, şiirlerini ve yazılarını yayımladı. Öğretmen olarak Yozgat’ta, Giresun merkezde, Bulancak ilçesinde çalıştı. Mesleğine devam etmektedir.Evli ve iki kızı vardır.
Haluk Yeşiltepe

Latest posts by Haluk Yeşiltepe (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ilgili yazı

Umutlarını yok eden bu dönem elbet sona erecekti. Derin yarasını iyileştirmesi gerekiyordu. Güçlü olmalıydı, dimdik ayakta durmalıydı. Engeller her zaman olacaktı, mücadeleden asla vazgeçmeyecekti. Bu düşünceler rahatlatmıştı genç kızı.

Güçlü OlmakGüçlü Olmak

      Uzun bir yolculuğun ardından Kadriye, Millî Eğitim Bakanlığına ulaşmıştı. Bakanlığın giriş kapısının önü geniş bir alandı. Burada okul arkadaşlarıyla karşılaştı. Arkadaşlarına atama çağrıları gelmişti, ama Kadriye’ye çağrı ulaşmamıştı. Tarif edilemez

SİNİR OLMADINSİNİR OLMADIN

İstanbul’da göreve başlamıştı. Okul müdürü, okulun durumu ve dersine gireceği sınıflar hakkında bilgi vermişti. Okulda ilk günüydü, derse girdi, selam vermek için tahtanın önünde durdu, sınıfa baktı. Öğretmenin sınıfa girmesini