Başarı

      İkinci dönemin ilk haftasıydı, öğretmen tahtada işlem yapıyordu. Gözleri sessiz, iyi huylu, dersleri zayıf olan Ali’ye takıldı. Her zaman olduğu gibi öğrencisi dalgındı. Öğretmen, dersi anlayıp anlamadığını sordu. Ali anlamadım, kendimi derse veremedim diyemezdi. Biliyordu ki arkadaşları dalga geçeceklerdi. Başına ağrılar giriyordu soru sorulduğunda. Sessizce anladığını söyledi. Bunun üzerine öğretmen anlatmasını istedi. Tahtaya çıktı, heyecandan yüreği küt küt atıyordu, yer yarılsa da içine girsem diyordu içinden. Beti benzi atmıştı, gözleri karardı tahtanın önüne yığılacak gibi oldu. Öğretmen:

      ─Ali iyi misin?

      ─Gözüm kararıyor öğretmenim, dedi. Öğretmen öğrenciyi yerine oturtup su içirdi, Ali rahatlamıştı.  Bazı arkadaşları sessizce:

      ─Bilemedin numaracı tembel, tembel! dedi. Öğretmen durumu fark edip susmalarını belirtti. Öğrenciler sustular susmasına, ama öğretmenden gizlice kaş göz edip Ali’yi sinirlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Bu doyumsuz bir zevkti, ne kadar da eğlenceliydi. Teneffüse çıkıldı. öğrenciler Ali’yle dalga geçmeye başladılar:

      ─Numaracı bilemedin, bayılma numarası yaptın.

      ─…

      ─Susarsın tabi tembel, tembel! Ali bu dayanılmaz durum karşısında kendini zor tuttu, saldırılara aldırmadan dayandı. Kararını vermişti, kendini rahatsız eden sınıf arkadaşlarına susarak, onların söylediklerine kayıtsız kalarak tepkisini gösterecekti. Bazılarının omuz atmasına da sessiz kaldı. İçinden:

      ─Sizler yaptıklarınıza pişman olacaksınız elbet, dedi.  Eve varınca derslerine çalışmaya başladı, yemek saati geldiğini fark etmedi. Dedesi haber dinliyordu, babaannesi yemek hazırlıyordu. Annesini bebekken kaybetmiş, babası evlenmişti. Bu nedenle dedesinin yanında kalıyordu. Dedesi Ali’nin nerede olduğunu sordu, babaannesi:

      ─Odasındaydı, dedi.

      ─Yemek hazır oğlum, haydi yemeğe, diye çağırdı. İçeri girdi, sofraya oturdu, yemeğini yedi:

      ─Ders çalışacağım, babaanne beni sabah namaza kalkınca kaldırabilir misin?

      ─Elbette kaldırırım oğlum, dedi babaannesi.  Dedesi şaşırmıştı, torununda ilk defa ders çalışma isteği görmüştü, çok keyif almıştı. Dede ve babaanne torununun üzerine titriyor, ders çalışma konusunda tek bir şey söylemiyorlardı. Herkes kendi işini yapmalı düşüncesindeydi iki yaşlı, bu düşüncelerinde de inatçıydılar. Ali dedesiyle ve babaannesiyle yaşamaktan mutluydu. Odun közüyle dolu mangalı alıp odasına çekildi, ders çalışmaya başladı. Bu çalışması bir ay kadar sürdü. Karnesinde altı dersi zayıftı, hepsinden yüksek puan almaya yemin etmişti. İlk zamanlarda ders çalışırken zorlanmıştı, konular birbiriyle bağlantılı olduğundan sene başındaki konulardan çalışmaya başladı, çalıştıkça hiçbir şey bilmediğini fark etti, öğrendikçe mutlu oldu. Her gün beş altı saat ders çalışmadan yatmadı. Sınav zamanları iki üç saat uyudu. Babaannesi:

      ─Oğlum yatsana, bu saate kadar çalışma olur mu?

      ─Babaanne konum bitince yatacağım, sen yat uyu, beni erkenden kaldırırsın, derdi çoğu zaman. Gayretleri sonuç verdi,  ders konularını öğrenmeye başladı,  bildiklerini anlatmak için parmak kaldırmadı, öğretmenlerine ilginç sorular sordu. Sorular karşısında öğretmenleri şaşırırdı, sorulanlar konuyu çok iyi bilenden gelebilirdi ancak. Derse çalışıp çalışmadığını soranlara sessiz kaldı. Sınıf arkadaşları bu tutumuna anlam vermekte zorlandılar,  saldırgan davranışlarından vazgeçtiler. Yazılılar başlamıştı, bütün sorular kolay geliyordu, 15-20 dakikada soruları çözüyordu. Sınav sonuçları açıklanınca altı şubede bütün derslerden en yüksek puanı aldı. Okulun ünlü öğrencisi oldu. Arkadaşları bilmedikleri soruları Ali’ye sordu, soruları çözdükçe daha iyi öğrendiğini fark etti, yardım isteyen arkadaşlarını çalıştırdı, bundan keyif aldı. Dedesinin ve babaannesinin verdiği desteği çok önemsedi, çünkü kendisini üvey anne eline bırakmamışlardı. Kendine verilen desteği arkadaşlarına ders vererek ödediğine inanırdı.

      Kendisiyle gırgır geçenlere karşı yine sessizdi. Okul müdürü İstiklal Marşı töreni sırasında Ali’yi yanına çağırdı, başarısından dolayı tebrik edip, ayın başarılı öğrencisi belgesini  verdi, duygularını açıklamasını istedi, heyecanlıydı, mikrofonu eline aldı:

      ─Sayın Müdürüm, Saygıdeğer Öğretmenlerim ve Sevgili Arkadaşlarım, bir öğrencinin en mutlu günü böyle olur herhalde. Arkadaşlarımdan bazıları derslerim zayıfken dalga geçtiler, onlara kırgınlığım elbette sürmeyecek. Bir şartım var: Kendiniz için istediğinizi arkadaşlarınıza veriniz ki sizlerle dost olayım. Başarının sırrı olumlu düşünmek ve çalışmak, herkese teşekkür eder, iyi hafta sonları dilerim, dedi. Alkışlandı, sırasına geçti, gururla, vatan aşkıyla İstiklal Marşı’nı söyledi.

Çınar ağacına salıncak yap, eline bir kitap al, yavaş yavaş sallanırken oku. Komşu çocuklarıyla arkadaş ol, her türlü oyunu

Yarınlara Yürümek (2) Keşke Demeden

31/01/2019
Ataşehir

      Sevgili öğrencim,

      Büyüklerine gönderdiğin mektubu birkaç kez okudum. Yürekten yazmışsın, aferin. Seninle gurur duydum.

      Yazdıkların günümüzün önemli konularından. Başarıya hediye vermek geleneklerimizle ilgilidir, hediye almakta vermekte keyiflidir. Hediye işini kafanda büyütme. Eleştirilerini akılcı buldum, büyüklere ders verir gibi. Çocukluğunu istemen harika bir yaklaşım. Önceleri aynı mahallede oturanlar pikniğe giderdi, eğlenirlerdi. Çocuklar da ip atlardı, çizgi, saklambaç, yakalamaca oynardı, uçurtma uçururdu. Akraba ziyaretleri yapılırdı, uzaksa yatıya kalınırdı, kuzenler birbirileriyle oyun oynamaktan yorgun düşerdi, şimdi birbirlerini tanımıyorlar. Teknolojinin yanlış kullanılması insan ilişkilerini zayıflattı. Çocukları evde tek başına kalmasını getirdi. Yalnız kalan çocuklar bu araçlarla arkadaş oldu. Arkadaşlığın sıcaklığı, paylaşımı geçmiş yıllarda kaldı.

      Sevgili öğrencim,

      Çocuklarımız hiçbir şeye imrenmesin, diğer çocuklarda var bizimkinde de olsun, dedik. Teknoloji ürünlerinin olumsuz sonuçlarını hesap etmedik. Telefonunu kaybeden çocuğun yakınını kaybetmiş gibi üzülmesine güldük. Doğru yaptığımızı düşündük, sonuçlarını hesaplamadık. Eksikliklerimizi görmemiz gerekiyor.

      Sizleri doğayla tanıştırmalıyız. Bizim oynadığımız oyunları öğretmeliyiz. Sen de annenden babandan karne hediyesi olarak pikniğe gitmeyi iste, haykır doğaya, sana geldim, diye. Çınar ağacına salıncak yap, eline bir kitap al, yavaş yavaş sallanırken oku. Komşu çocuklarıyla arkadaş ol, her türlü oyunu oyna. Varsın elbiselerin kirlensin aldırma. Çocukluğunu yaşa, çünkü bir daha bu yılları bulamayacaksın. Asla derslerini ihmal etme, çok çalış. Yarınlarına keşke demeden, içindeki sevgiyi büyüterek yürü.

      Karnenin güzel olduğunu duydum. Başarılarının devamını dilerim. Sevgilerimle…

Öğretmenin

Mektup

Yarınlara Yürümek

15/01/2019

      Sevgili Büyüklerim,

      Karne tatili olacak, karışık duygular içindeyim. Sevinecek miyim, üzülecek miyim? Bilmiyorum. Bu satırlardan sizlere seslenmek istiyorum.

      Karnemde iki sonuçtan biri olacak. Ya başaracağım ya da başaramayacağım. Başarırsam övgülerle dolu sözler duyacağım, hediyeler ve harçlıklar alacağım. Beni inanın ki hediyeler sevindirmeyecek, tabletin, akıllı telefonun bir üst modeli belki o an ilgimi çekebilir. Ya sonra ne olacak biliyor musunuz? Okulda öğretmenlerim internetin doğru kullanımını anlatırken, oyun oynamanın zararlarına değinecekler. Annem ve babam sanal oyunları oynadığım için öfkelenecekler. Sivil toplum kuruluşları seminerlerinde çocukların sosyalleşmesine en büyük engel diyecekler. Madem yanlıştı, bunları elimize niye verdiniz? Başaramazsam azarlanacağım. Suçu öğretmenlerimde ve arkadaşlarımda arayacağım. Söylediklerime, beni korumak adına destek olacaksınız. Yalan öğrenmiş olmayacak mıyım?

      Saygıdeğer büyüklerim, şaşkınım hem de çok. Söylemleriniz biliyorum ki bizleri korumak adına. Doğayla baş başa kalacağım yerler verin, kırlarda koşayım, koşarken düşebilirim, düşersem elimden tutup kaldırmayın, ben kalkarım. Uçurtmayla rüzgarı, çemberle hareketi, saklambaçla yorumu, damayla stratejiyi… öğrenebilirim. Çok mu zor, bu isteğimi gerçekleştirmeniz?

      Biliyorum ki vatana, millete ve çevreme hayırlı evlat olarak yetişmemi istiyorsunuz. Haklısınız, ben de bunu istiyorum ve çabalıyorum. Yanlış yaptığımda kendi çocukluğunuza dönüp akıl vermenize dayanamıyorum, lütfen yapmayın. Beni dinleyin, arkadaşlarımla karşılaştırmayın. Karnemde sonucum ne olursa olsun beraber ders çıkaralım, eksikliklerimi ve doğrularımı bulalım. Yaşım gereği elbette tehlikeler içindeyim, sanal dünyaya ve kötülüklere karşı kendimi korumayı öğretin. Yarınlara yürümeme izin verin.

      Sizleri çok ama çok seviyorum. Saygılarımla…

Evladınız.