Zil çalmıştı, Türkçe dersine girecektik. Ayaklarım beni sınıfa götürmüyordu. Elimden gelse bu derse hiç
girmeyecektim. Sınıfa geçtim, yerime oturdum, biraz sonra öğretmen derse girdi. Arkadaşlarım yerlerinden kalktı, ben
kalkmadım. Öğretmen her zaman olduğu gibi bana gözlerini dikti. Yavaşça kalktım, bu davranışlarımdan dolayı beni
uyarmasını istiyordum, fakat güleç yüzüyle bana bakıyordu. Gülümseyerek bakışı beni sinirlendiriyordu, dayanamadım
hafif bir sesle:
‘’Gıcık ! ‘’ dedim. Bana yakın oturan arkadaşlarım, sus, dercesine baktılar. Öğretmen duyup duymadığını pek
anlamadım. Sözlerini bana bakarak söyledi:
‘’Öğretmen derse girdiğinde konuşulmaz, onun selam vermesi beklenir. Kurallara uymak öğrencinin görevidir.’’
dediğinde hepimiz sustuk. Selamını verdi, oturmamızı söyledi, yerimize oturduk. Birkaç arkadaşım:
‘’Hocam yazılıları okudunuz mu?’’
‘’Evet, okudum. Yoklamayı alayım, yazılılarınızı okuyacağım.’’ dedi. Düşük puan beklediğimden okumasını
istemiyordum. Türkçe hariç bütün derslerim 90 puanın üzerindeydi. Yazılı kağıtlarını getirmişti, okumaya başladı.
Arkadaşlarımı kaldırıyor kaç puan beklediklerini soruyordu, tahminleri civarında puan alıyorlardı. Yüksek puan alanlar
sevinç içindeydi. Herkesin kağıdı okundu, Benim yazılı kağıdım okunmadı. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Çalışmak
neden önemlidir? Planlı anlatım yapınız, sorusuna; öğretmene duyduğum öfkeyi yazdım, yazdıkça rahatladım diğer
soruları boş bıraktım. O an düşük puan alacağımı hiç düşünmedim, öfke baldan tatlıdır, derler ya ona kapıldım. Bu
isyanımdı, iki yıldır içimde sönmeyen ateş alev aldı, beni yaktı. Düşüncelerim birbirini kovalarken öğretmen adımı okudu,
ayağa kalktım.
‘’Tek senin kağıdı okumadım, kaç puan bekliyorsun?’’ Bu söylem beni rahatlattı. Arkadaşlarıma rezil olmaktan
kurtulmuştum, yarış içinde olduğum Hakan ve Göksu zayıf aldığımı duymayacaktı ve keyif almayacaktı. İçimden derin bir
‘’oh!’’ çektim, mutlu olmuştum. Öğretmen ilk defa beğenimi kazanmıştı. Derse başlandı, fakat kafama takıldı, tek bir kağıdı
okumamış olamazdı.
‘’Eyvah! Sınıfta rezil olmayayım diye mi, Yoksa çok düşük puan aldığım için mi okumadı?’’ diye düşünürken
öğretmen:
‘’Yeliz, metni okur musun?’’
‘’Öğretmenim, kaçıncı sayfa?’’
‘’67. Sayfa Mustafa Kemaller Tükenmez şiirini okuyacaksın, yazılın okunmadı diye daldın galiba. Teneffüste yanıma
uğra yazılını okuyacağım. Sen de yanlışlarını görürsün,’’ dedi. Karmakarışık duygularla şiiri okudum. Okumamı
beğenmedim, fakat öğretmen beğendiğini söyledi. Arkadaşlarım okurken mısraları takip eder gözüküyordum.
Kompozisyona yazdıklarm öğretmene öfke doluydu, rezil olacaktım. Yazdıklarımı babam, annem duyarsa birkaç ay harçlık
alamayacağım, başka cezalara da mahkûm edileceğim. Göksu bu fırsatı kaçırmazdı, her gün alay etmekten keyf alacaktı.
Uzun geçen ders çabuk bitmişti. Öğretmen dersin başında söylediği gibi sınıfın kapısında beni bekledi. Koridorda yürürken
ayaklarımda tonlarca yük vardı, adımlarımı güçlükle atıyordum. Kağıdı okurken bana ne kadar kızacak,
‘’Bunları ne cüretle yazdın? Öğretmene; sana gıcığım, taraf tuttun, soruları bildiğim halde yapmadım… gibi ifadeleri
yazmışsın. Öğrenciliğe yakışır mı?’’ Diyecek belki. Kafamda tilkiler dönüp duruyordu. Öğretmenler odasına gideceğimizi
düşünürken Rehberlik Odasına girdik. Rehber öğretmenimiz yerinde yoktu, karşılıklı oturduk. Yazılı kağıdımı cebinden
çıkardı, şaşkın bir ifadeyle:
‘’Kağıdını okudum, fakat yazılı değil bu! Bana duyduğun öfke dolu söylemler…neden?’’ diye sordu. Ne söyleyeceğimi
bilemedim, ağlamaya başladım. Salyam, sümüğüm ve gözyaşlarım birbirine karıştı. Öğretmen cebinden çıkardığı kağıt
mendili bana uzatarak:
‘’Gıcık olduğum, taraflı davrandığım iddialarını anlatmasan sorunu çözemem Yeliz!’’
‘’Siz bana kızmadınız mı öğretmenim?’’
‘’Hayır, kızmadım sadece şaşırdım. Hakkımdaki fikrini yazılı kağıdına yazmasan da bana söylesen daha doğru
olurdu.’’
‘’Anlamadım! Bana gerçekten kızmadınız mı?’’
‘’Kızmadım, biraz önce dediğim gibi şaşırdım. Bu davranışının sonuçlarında kendine zarar verebileceğini
düşünmemişsin; yazılıdan sıfır alırsın, öğretmene saygısızlıktan savunma verirsin. Nedeni söylersen değerlendiririm.’’
deyince bir umutla gerçeği anlatmaya başladım:
‘’ İki yıl önce şiir okuma yarışmasında birinci olacağıma inanmıştım, fakat gıcık olduğum Sinem’I birinci seçtiniz. O
günden beri size gıcığım, taraflı davrandınız.’’
‘’Sen kaçıncı oldun?’’
‘’İkinci oldum.’’
‘’Demek ki ikinciliği hak etmişsin. Seçim jürideki öğretmenlerin verdiği puanlara göre belirlendi. Yarışmada seni ve
diğer yarışmacıları tanımıyordum, çünkü bu okulda görevli değildim, okulunuzda göreve yarışmadan sonra başladım.’’
‘’Masanın ortasında oturuyordun, sorumlu öğretmendin sunucuya sonuçları yazıp verdin. Sinem’e ödülü sen verdin,
bana başkası verdi ya! Bu taraf tutma değil mi?’’
‘’Oradaki durumu yanlış anlamışsın, gıcık olma ve taraf tutma suçlaman haksız değerlendirme. Güzel öğrencime bu
yanlış davranış yakışmadı. Yarışma gününü hatırlıyorum, seni nereden tanıdığımı bulamamıştım, gözlerimin önüne geldin,
şimdiki gibi ağlamıştın. Şiiri okurken bazı yerlerde bağırarak okudun, birinci olan arkadaşın içeriğin duygusunu verdi,
duraklamalara ve tonlamalara uygun okudu. Biraz daha çalışsaydın birinci olabilirdin.’’ deyince öğretmen, kıskançlığımdan
büyük hata yaptığımı anladım, çok utandım. Yazılıdan alacağım sıfırı bile dert etmiyordum. Bu karmaşayı nasıl
halledeceğimi düşünürken öğretmene bir şeyler söylemem gerekiyordu, ağlayarak:
‘’Sinem ses yarışmasında da birinci oldu, sesi çok güzel. Öğretmenim beni affedecek misin?’’ dedim hıçkırıklarla
ağlamaya devam ediyordum. Öğretmen sakinleşmemi bekledi. Koridora çıktı, koridordaki nöbetçi öğrenciyi çağırdı.
Rehberlik odasının kapısından bana dersimizin ne olduğunu sordu,
‘’Dersimiz İngilizce’’ dedim. İngilizce öğretmeninden boş olan bu dersinde çalışma yapacağımızı belirterek izin
vermesini rica etti, nöbetçi bilgiyi iletmek için çıktı. Öğretmen zili çalmıştı, kapı vuruldu, İngilizce öğretmeni odanın
kapısından kafasını uzatarak:
‘’Hayırdır hocam, bugün yeni bir konuya başlayacaktım,’’ dedi, Ağladığımı görünce:
‘’Hocam, Yeliz sizinle kalsın bir ders sonra yeni konuya geçerim, şimdi genel tekrar yaparım.’’ dedi ve dersine gitti.
Öğretmenin ne yapacağını düşünürken, bana yazılı kağıdımı uzattı, kompozisyonu sil yeniden yaz ve yapmadığın soruları
yeniden çöz!’’ dedi. Duyduklarıma inanamadım, sevinçten çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Öğretmenin dediklerini
yaptım, sorular çok kolaymış, hepsini yaptım. Dersin yarısıydı kağıdı verdim. öğretmen okudu 96 puan aldım. Rüya
görüyorum sandım, yaşadıklarıma inanamıyordum. Gıcık olduğum öğretmen bir melekti. Öğretmen:
‘’Aramızda yaşanılanlardan, yazılı olayından kimseye bahsetme, duyulursa iyi olmaz. Yazılıyı neden yaptığımı
söyleyeyim, derslerin çok iyi olduğundan. Derse küsmeni istemedim, öğrencimi kazanmak istedim, umarım
başarmışımdır.’’ dedi. Öğretmen elini vermek istemedi, zorla öptüm. Sevinç gözyaşlarım yanaklarımdan akarken:
‘’Hatalarımdan dolayı özür dilerim öğretmenim! Bir şeyi merak ediyorum siz hiç öfke duymadınız mı yaptıklarıma?’’
dedim. Verdiği cevap mükemmeldi, sinirlenen büyüklerimize ders niteliğindeydi.
‘’Öğretmene öfke yakışmaz.’’ dedi, devam etti:
‘’Arkadaşların ne yaptığını soracaklar, öğretmen İstiklâl Marşı okuma yarışması için beni çalıştırdı, bazı öğrencileri de
çalıştıracakmış dersin.’’ dedi. Annem ve babam yaklaşık 20 gün sonraki veli toplantısına gittiler. Öğretmen göreve ilk
başladiğinda annemin de babamın da öğretmeniymiş. Bunu sene başında öğrenmiştim gıcık olduğum için öğretmene
söylememiştim. Bizimkiler öğretmeni çok seviyorlardı, kaç kez selam söylediler, ben iletmedim. Görüşünce annemi
tanımış, fakat babamı tanıyamamış, ismini söyleyince hatırlamış, hatta derste yaptığı bazı muziplikleri anlatmış. İşin ilginç
yanı benden övgüyle söz etmiş, terbiyeli ve derslerimin mükemmel olduğunu anlatmış. Babamla annemin kasılmaktan
kollarının altına karpuz bile sığmıyordu.
Öğretmenim mesleğine aşıktı. Iki yıl dersime girdi, herkese aynı davranıyordu. Yol göstericim ve ışığım olmuştu. 13
yaşımda Türkçe öğretmeni olmaya karar verdim. şimdi 25 yaşındayım, Türkçe öğretmeniyim, örnek aldığım öğretmenimin
yolunda yürüyorum. Kulağımda çınlayan sözünü unutmuyorum:
‘’Bilgisizlikten çekinip titreyenlere güneşi ver ki yürekleri ve bedenleri ısınsın…’’
Haluk Yeşiltepe
Latest posts by Haluk Yeşiltepe (see all)
- KAR SÜRGÜN YAĞDI - Mart 24, 2026
- ÖĞRETMENE ÖFKE YAKIŞMAZ - Mart 14, 2026
- Simit - Mart 7, 2026