<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Öykü &#8211; Yazı Dünyası</title>
	<atom:link href="https://www.yazidunyasi.com/category/oyku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yazidunyasi.com</link>
	<description>Yaşananlardan yaşanacaklara yolculuk</description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 Mar 2026 21:25:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.21</generator>

<image>
	<url>https://www.yazidunyasi.com/wp-content/uploads/2019/10/cropped-images-16-32x32.jpeg</url>
	<title>Öykü &#8211; Yazı Dünyası</title>
	<link>https://www.yazidunyasi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Simit</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/simit/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/simit/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 21:24:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=1130</guid>
				<description><![CDATA[<p>Son dersti, zil çaldı, koşa koşa eve gitti, okul kıyafetlerini çıkardı. Ekmeğin yarısını kırdı, arasına peynir koydu, hızlı adımlarla fırına doğru yürüdü. Simitlerin kokusu caddenin başından duyuluyordu. Nefes nefese fırına girdi, selam verdi, Fırıncı Cemal gülümsedi: ‘’Aleyküm selam Burak, simitler sıcacık bugün. Kaç simit alacaksın?’’ ‘’300 simit’’ ‘’Ortalama 200 simit satıyorsun, bu sayı çok değil [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/simit/" target="_blank">Simit</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Son dersti, zil çaldı, koşa koşa eve gitti, okul kıyafetlerini çıkardı. Ekmeğin yarısını kırdı, arasına<br>
peynir koydu, hızlı adımlarla fırına doğru yürüdü. Simitlerin kokusu caddenin başından duyuluyordu.<br>
Nefes nefese fırına girdi, selam verdi, Fırıncı Cemal gülümsedi:<br>
‘’Aleyküm selam Burak, simitler sıcacık bugün. Kaç simit alacaksın?’’<br>
‘’300 simit’’<br>
‘’Ortalama 200 simit satıyorsun, bu sayı çok değil mi?’’<br>
‘’Çok değil, halı sahada turnuva varmış, rahat satarım.’’<br>
‘’Sakın simitlerii elle tutma! Maşa ya da eldiven kullanmayı ihmal etme, şikayet gelmesin, tamam<br>
mı?’’<br>
‘’Tamam Cemal abi, dediğin gibi yapıyorum zaten. Bazı müşteriler eldiven kullanmazsam simit<br>
almaktan vazgeçiyor.’’ dedi. Üç teker simit arabasının üst rafına simitleri yerleştirdi. Alt rafta: simit<br>
koyacağı kağıt torbalar, peçeteler, maşa, eldivenler vardı. Caddeye adımını atar atmaz, bağırmaya<br>
başladı:<br>
‘’Sıcak, gevrek simit!’’<br>
Caddenin iki yanındaki esnaflar, çaylarını simitle içmek için Burak’ı bekliyorlardı. Cadde sakinleri<br>
‘’simit’’ sesiyle ipe bağlı küçük sepetleri ya da poşetleri caddeye sarkıtıp, simit alıyordu. Simit<br>
arabasını sürerken zorlandığından bazı arkadaşları yardım ediyordu. Simitler satılanana kadar yardım<br>
eden arkadaşlarına kazancından pay veriyordu. Burak’ın ailesi fakir, ama sevilen insanlardı. Baba bağ<br>
bahçe işlerine, anne temizlik işlerine gidiyordu, bu gündelik işlerle kıt kanaat geçiniyordular.<br>
Simitlerin yarıya yakını caddede satıldı. Turnuvanın yapıldığı halı sahaya gitti. Cumhuriyet<br>
Bayramı nedeniyle kurumlar arası futbol turnuvası düzenlenmişti. Okulunun öğretmenleriyle<br>
doktorların maçı olduğunu oraya varınca öğrendi. Simit satarken öğretmenlerim beni görmesinler<br>
düşüncesiyle hızlıca geri dönmeye çalıştı. Çabası pek işe yaramadı, seyre gelen bir arkadaşı,<br>
öğretmenine:<br>
‘’Hocam, Burak simit satmaya geldi, size görünce kaçtı.’’<br>
Başka öğrenci:<br>
‘’Daha kaçamadı, ıkına sıkına gidiyor hocam, yakalayayım mı?’’<br>
‘’Hayır, sen dur, ben gideyim. Simit alacağım, siz burada kalın, önemli pozisyonları anlatacaksın.’’<br>
dedi. Öğretmen hızlı adımlarla Burak’ın peşinden yürüdü. Burak simit arabasını götürürken ince<br>
bacakları, kırılacak gibiydi, yerle dar ve geniş açı yapıyordu. Öğretmen, ön taraftaki vitrin çerçevesine<br>
dayandı:<br>
‘’Nereye Burak?’’ Halı sahanın oradan hızlıca uzaklaştığı için nefes nefese kalmıştı, soruya cevap<br>
verirken kızardı:<br>
‘’Hocam fırına gidiyorum, satamadığım simitleri götürecektim.’’<br>
‘’Bütün simitleri alıyorum,’’ dedi öğretmen. Burak şaşırdı. Öğretmenine aklından geçenleri<br>
sormaya cesaret edemedi. Öğretmeni konuşmaya devam etti:</p>



<p>‘’Burak daldın yine, acele et! Maça yetişmeliyim. Simitleri sayarak kese kağıtlarına doldur.’’<br>
Simitleri saymadan, kağıt torbalara koydu. Burak simitlerin parasını almak istemedi, öğretmen<br>
simitleri saymıştı, tutarı Burak’ın önlüğünün cebine koydu, gür sesiyle:<br>
‘’Parayı say, eksik olursa bilgi ver! Arkadaşların gezip tozup eğlenirken, oyun oynarken hayat<br>
mücadelesi veren küçük ama dev bir kahramansın. Kutlarım onurlu mücadeleni. Dönder arabanı<br>
öğretmenlerimizin maçını izleyelim.’’<br>
Simit arabasına öğretmen de yardım etti, az ilerdeki halı sahaya vardılar. maçı izlemeye<br>
başladılar. Öğretmeninin güzel yaklaşımıyla mutlu olmuştu, içi içine sığmıyordu. Tam o esnada<br>
öğretmeni:<br>
‘’Burak simitleri arkadaşlarına dağıtır mısın?’’<br>
Biraz önce sormaya cesaret edemediği sorunun cevabını almıştı. Simitleri arkadaşlarına, fazla<br>
olanları da maç izlemeye gelenlere dağıttı. Simit alanlar gülümseyerek teşekkür ettiler. Insanlara<br>
ikram yapmanın gönülere dokunduğunu öğrenmiş oldu. Maç devam ediyordu. Doktorlar baskılı<br>
oynuyordu. Arkadaşlarından birkaçı doktorlara:<br>
‘’Yuh’’ dediler. Öğretmenler bu olumsuzluğa tepki gösterdi. Güzel hareketlerin alkışlanması<br>
gerektiğini belirtti. Böylece öğrenciler, güzel oynayanları alkışladılar. Sahadaki doktorlar ve<br>
öğretmenler birbirlerine nazik davranıyorlardı. Bunu gözlemleyen Hakan öğretmenine:<br>
‘’Biz karşı takımı düşman görürdük. Doktor abilerimiz ve öğretmenlerimiz antrenman yapar gibi<br>
oynuyorlar’’<br>
‘’Atatürk’ün, sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim, sözü her şeyi ifade ediyor. Ben de<br>
Atatürk’ün işaret ettiği bu özelliklerdeki sporcuları seviyorum.’’<br>
‘’Öğretmenim, biz top oynarken Atatürk’ün dediğinin tam tersini yapıyoruz. Kavga, küfür var;<br>
taktik falan yok, herkes kafasına göre oynuyor. Maç sonunda galip gelen mağlup olanla dalga geçiyor.<br>
Nasıl düzeltebiliriz yanlışları öğretmenim?’’<br>
‘’Yanlışları düzeltmeniz için beden eğitimi öğretmeniniz ve diğer öğretmenleriniz size bilgi<br>
verirler, siz de bu bilgiler ışığında tutumunuzu oluşturursunuz. Şu an, maçı izlerken centilmenlik<br>
sınavını başardıysanız, kendi oyunuzda da başaracaksınız, bunu istemeniz yeterli. Kendinize<br>
yapılmasını istemediğiniz davranışları başkasına yapmayınız.’’ Öğretmen konuşmasını sürdürecekti,<br>
hakem maçın bitiş düdüğünü çaldı. Maçı doktorlar 1-0 kazandılar. Maçın bitiminde sahadaki<br>
oyuncular birbirlerini kutladılar. Öğrenciler doktorların başarısını alkışladı:<br>
‘’Ya, ya, ya, şa, şa, şa! Doktor abiler çok yaşa!’’ diye tezahürat yaptılar. Bu tezahürat doktorların<br>
hoşuna gitti. Doktorların takımı öğrencilerin olduğu türbine gelerek takımın kaptanı doktor:<br>
‘’Çocuklar, sizler, çok yaşayın! Gurur duyduk centilmenliğinizden, yarınlarımız sizlerle daha güzel<br>
olacak. Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun!’’ Birlikte:<br>
‘’Soğol!’’ dediler. Doktor konuşmasını sürdürdü:<br>
‘’Cumhuriyet Bayramdan sonra okulunuza sağlık taramasına gelelim mi?’’ Öğrenciler:<br>
‘’Evet, gelin!‘’<br>
‘’Sosyal güvencesi olmayanların ilaçları ve masraflarını biz karşılayacağız,’’ dedi, takım kaptanı<br>
doktor. Öğrenciler tekrar alkışladılar. Burak çok mutlu olmuştu, çünkü ailesinin sosyal güvencesi<br>
yoktu. Özellikle çiçekler açtığında ya da havada toz olduğunda hapşırma krizi tutardı. Bu yüzden</p>



<p>baharda ve rüzgarlı havada simit satmaya gidemezdi. Doktorların okula gelmesi Burak için güzel bir<br>
fırsat olacaktı. Sahadaki oyuncular soyunma odasına gittiler. Seyirciler dağılmaya başladı. Öğretmen,<br>
Burak’a ertesi gün uzun tenefüste yanına uğramasını söyledi. Heyacandan gece uyuyamadı.<br>
Öğretmen ne konuşacaktı? Merak ediyordu. Simit satmasıyla ilgili söyledikleri çok hoşuna gitmişti.<br>
Okulla ilgili hayaller kurarken uyuyakaldı. Sabah kalktı. Babası ve annesi erkenden çalışmaya<br>
gitmişlerdi. Annesi sabah ezanında kalkıp çocukların kahvaltısını hazırlamıştı. Burak, ilkokula giden iki<br>
kardeşini kaldırdı, giyinmelerine yardımcı oldu. Kahvaltılarını yapıp okula gittiler. Okulun batısı ilkokul,<br>
doğusu ortaokuldu. Kardeşleri okulun dış kapısından içeri girince kendi okuluna geçti. Uzun teneffüs<br>
zili çaldı, koştu, öğretmenler odasına gitti. Kapı açılınca içeri bakıyordu ki dersten gelen öğretmeni:<br>
‘’Burak, anahtarı alayım, kütüphaneye gidelim,’’ dedi. Anahtarını dolabından aldı. Öğretmen<br>
uzun boyluydu. Öğrencisi öğretmenin yanında koşar adımlarda yürüyordu. Kütüphaneye girdiler.<br>
Kütüphane görevlisi öğrenci oradaydı. Kütüphanenin içinde idari görevliye ait küçük bir oda vardı.<br>
Öğretmen kütüphanenin içindeki odanın kapısını açtı.<br>
‘’Simit satma işini kendi isteğinle mi yapıyorsun?’’<br>
‘’Evet, öğretmenim!’’<br>
‘’Derslerin çok iyi, okul dışında zamanı nasıl geçiriyorsun, anlatır mısın? ’’<br>
‘’Hafta içi okul dağıldığında eve gidip üzerimi değişirim. Annem öğleden sonra evde olduğundan<br>
aparatif yiyecekler hazırlar. Onları yer, doğruca fırına giderim. Oraya vardığımda günün son simitler<br>
çıkmış olur. Ara öğün yapan esnaf ve aile müşterilerime iki yüz civarında simit satarım. Saat 18 gibi<br>
evde olurum. Ellerimi yıkayıp, üzerimi değişip derse otururum. İşlediğimiz konuları tekrar ederim.<br>
Yemek yedikten sonra yarınki derslerde işleyeceğimiz konulara bakarım. Anlamadığım yerleri de<br>
öğretmenlerime sorarım.’’<br>
‘’Bana hiç soru sormadın.’’<br>
‘’Sizin dersinizde sorunum yok.’’<br>
‘’Peki, kazancın ne durumda, bu kazancı aileye veriyor musun?<br>
‘’Hafta içi birkaç saat, hafta sonu yarım gün çalışırım, asgari ücrete yakın kazandığım oldu.<br>
Kazancıma ailem dokunmaz, altın ya da dolar alırız.’’<br>
‘’Biriktirdiğin paraları,altınları ne yapacaksın?’’<br>
‘’Üniversiteye gittiğimde dolarları, yetmezse altınları bozduracağım.’’<br>
‘’Sorularla seni tanımaya çalışıyorum. Yaşının üstünde davranıyorsun; simit satıyorsun, ders<br>
çalışıyorsun. Bunlar güzel, fakat anlattıklarında oyuna ayırdığın zaman yok. Bunu ayarlamalısın, hafta<br>
sonları yarım gün simit satma işini, birkaç saate denk getirmelisin. Yarım gün oyun oynamalısın<br>
tamam mı?’’<br>
‘’Tamam, öğretmenim!’’ dedi. Öğretmen öğrencisine şaka yapmak istedi:<br>
‘’Bundan sonra bize de kredi açarsın.’’<br>
‘’Ne kadar getireyim öğretmenim?’’<br>
‘’Şaka yaptım Burak! Birikimlerini kimseye söyleme. Sınıf öğretmenin olduğum için sordum.<br>
Bilgileri saklamak mesleki sorumluluktur.’’ dedi. Öğrenci zili çaldı, sınıfına gitti. Bir gün sonra<br>
öğretmen kütüphanedeki çalışma odasında emanetteki kitapları takip ediyordu. Burak kapıyı çaldı,</p>



<p>içeri girdi, gülümsedi. Pantolonunun paçasını yukarı çekti. Uzun boğazlı çorabının üst kısmı lastikle<br>
tutturulmuştu. Lastik halkayı bileğine doğru indirdi, kağıda sarılı küçük bir paketi çıkarıp masanın<br>
üzerine koydu. Öğretmen şaşkındı, öğrencisinin ne yaptığını anlamaya çalışıyordu.<br>
‘’Öğretmenim, size dolarları getirdim.’’ dedi. Öğretmenin şaşkınlığı sürüyordu.<br>
‘’Sana şaka yaptığımı söyledim, neden getirdin? Sonra senin paranı alamam, eve götür.’’<br>
‘’Öğretmenim götüremem. Annem gönderdi, sizde emanette kalırsa daha iyi korunacağını<br>
söyledi. Hatta altınları da getirecek.’’<br>
‘’Bu güveninize teşekkür ederim, böyle değerli emanetleri alamam. Masanın üzerindekileri al,<br>
getirdiğin şekilde çorabının içine koy.’’<br>
‘’Alamam öğretmenim. Annem, ver, dedi,’’ sözünü söyleyip kütüphaneden çıktı. Öğretmen<br>
peşinden gitmek için birkaç adım attıktan sonra geri döndü, masanın üzerindeki el içine sığan dolar<br>
paketini aldı, cebine koydu. Burak’ın sınıfına girdi, onu dışarı çağırdı. Öğrencisine:<br>
‘’Okul çıkışı yanıma uğra, sakın unutma. Emanetin ne kadar? sadece rakamı söyle.’’<br>
‘’4 100’’<br>
‘’ Emaneti saymalıyım. Ders bitiminde görüşürüz,’’ dedi öğretmen. Dersi boştu. Kütüphanedeki<br>
odasının kapısını örttü. Kağıda sarılı dolarları saydı, 4 100 dolar vardı. Paketi tekrar güzelce sardı,<br>
ceketinin iç cebine koydu, cep düğmesini ilikledi.<br>
Son ders zili çaldı, Burak öğretmeninin yanına geldi. Öğretmeni:<br>
‘’Annen evde değil mi?’’<br>
‘’Evet,’’<br>
‘’Size gidiyoruz, bugün simit satmak yok.’’<br>
‘’Öğretmenim, müşterilerim simit bekler olmaz.’’<br>
‘’Beni kabul etmiyor musun?’’<br>
‘’Hayır hayır, onu demek istemedim. Sizinle biraz oturduktan sonra simitleri müşterilerime verip<br>
geleceğim. Siz annemle konuşurken yarım saatte simitleri dağıtacağım. Gelirken sıcak simit getiririm<br>
öğretmenim.’’<br>
‘’Anlaştık Burak, fakat kalamayacağım, ayaküstü konuşup çıkacağım, kursta görevim var.’’<br>
Birlikte yola koyuldular. Evleri okula yakındı. Burak öğretmeniyle yürümekten dolayı çok<br>
mutluydu. Eve vardılar. Anne kapısında öğretmeni görünce eli ayağına dolaştı. Bir süre sonra içeri<br>
buyur etti. Öğretmen içeri giremeyeceğini, işi olduğunu söyledi. İç cebinden kağıda sarılı dolarları<br>
çıkardı, anneye uzattı:<br>
‘’Güveninize teşekkür ederim, bu güveni nasıl sağladığımı öğrenmek istiyorum’’<br>
‘’Hocam, Burak’a kimseye söyleme demişsin. İçimize kurt düştü. Biz de herkese ballandıra<br>
ballandıra anlatmıştık. Siz kimseye söylemezsiniz diye düşündük, kötü biri olsaydınız buraya<br>
gelmezdiniz.’’</p>



<p>Yarın saat 15 ‘te gelin bankaya gidelim, doları sizin adınıza ya da babasının adına bankaya<br>
anlaşmalı yatıralım. Altınlarınızı da külçe altına çevirelim, saklaması çok kolay. Çevrenizdekilere bir<br>
yakınınıza borç verdiğinizi ve alamadığınızı söyleyin’’<br>
‘’Allah razı olsun hocam! Yardımınızla bizi dertten kurtardınız. Okuyan adam her şeyi biliyor,’’<br>
dedi. Öğretmen iyi dileklerde bulundu, oradan ayrıldı. Yolda giderken öğrencisinin mücadele azmini<br>
düşündü. Mücadeleden kaçanların yaşam kavgasında aldığı yaraların iyileşmediğine tanık oldu. Burak<br>
gibi yaşama dört elle sarılanlar; hayal ettiği özgürlüğü, kariyeri, zenginliği, saygınlığı, sevgiyi er ya da<br>
geç buluyordu.</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/simit/" target="_blank">Simit</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/simit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>HAKKIMI HELAL ETMEM</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/hakkimi-helal-etmem/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/hakkimi-helal-etmem/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 21:05:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=1115</guid>
				<description><![CDATA[<p>İlçenin tefecilerinden, borcunu ödeyemeyenlerin korkulu rüyasıydı. Alacağını tehsil edemeyince nam olsun diye donu hariç her şeyini alan biriydi. Malı mülkü, hesabı yapılamayacak kadar çoktu. Bununla birlıkte İstanbul’da iş merkezleri, daireleri, siteleri olduğu biliniyordu. Oğullarından biri 10 çalışanıyla kiraları topluyordu. Varlık ölmesini engelleyemedi, acımasız tefeci imamın kayığına bindi, imam helalleşmeyi yapmak için: “Ey cemaat-i müslimin! Burada [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/hakkimi-helal-etmem/" target="_blank">HAKKIMI HELAL ETMEM</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İlçenin tefecilerinden, borcunu ödeyemeyenlerin korkulu rüyasıydı. Alacağını tehsil edemeyince<br> nam olsun diye donu hariç her şeyini alan biriydi. Malı mülkü, hesabı yapılamayacak kadar çoktu.<br> Bununla birlıkte İstanbul’da iş merkezleri, daireleri, siteleri olduğu biliniyordu. Oğullarından biri 10<br> çalışanıyla kiraları topluyordu. Varlık ölmesini engelleyemedi, acımasız tefeci imamın kayığına bindi,<br> imam helalleşmeyi yapmak için:<br> “Ey cemaat-i müslimin! Burada yatan merhuma hakkınızı helal ediyor musunuz?” dedi.<br> Cemaat helal ettim demek için ağzını açmadan Rüstem:<br> “Helal etmiyorum, hakkımı istiyorum” diye öyle bir bağırdı ki cemaat arasında homurdanmalar<br> başladı, herkes şaşkındı. Bu zamana kadar böyle bir durunla karşılaşmamışlardı.<br> Hakkımı helal etmiyorum, diyen Rüstem deli olarak tanınırdı. Berbere, beni keser diye, gitmezdi;<br> saçı, sakalı uzun ve bakımlıydı. Sırt çantasında çeşitli tamir takımları ve kitap bulunurdu, kitap<br> okuduğundan güzel konuşurdu. Boynundaki 28 madalyasıyla hava atmaya bayılırdı, her birinin başarı<br> hikayesini anlatmak ona büyük gurur verirdi. Elinde futbol topuyla gezerdi, evin camından deli, diye<br> takılanların vay haline! şanngııırt cam darmadağın, deli demenin karşılığı camcıya gitmek olurdu.<br> Bundan keyif alırdı, kahkahalarla:<br> “Deli kim, siz mi ben mi?” derdi.<br> Önceden 1.lig takımının*** birinde futbol oynamıştı, topa hakimiyeti mükemmeldi. Her konuda<br> sohbet ederdi, kendini bazen Platon olarak tanıtır, ben uyumlu bir insanım adalet sağlayacağım, diye<br> nara atardı. Bazıları Deli Platon lakabını kullanırdı. Atatürk’ten alıntı yapar, sporcunun ahlaklısını<br> severim, derdi. Küfredenlere nişan alır şut çekerdi. Şut çekmede de ince ayrıntılara dikkat ederdi, hızlı<br> vurmadığından can yakmazdı. Boyalarla topa yazdığı hergele, terbiyesiz, hıyar, eşekoğlueşek …<br> kelimelerini kızdığı kişilerin sırtına şutlardı. Bu kelimelerı görenler kahkahalarla gülerlerdi. Topu<br> sırttan yiyenler; kıyafetlerini değiştirmek için evlerinin yolunu tutarlardı. Bunları görenler gırgır<br> geçerlerdi:<br> “Deli Platon, mahkemesi hangi yargıyı verdi?” diye sorarlardı.<br> Bazıları Rüstem’in dahi olduğunu, bazılara deli olduğunu tartışırdı.<br> Rüstemin ilginç davranışları çoktu, köprü korkuluklarında yürümek onun için düz yolda yürümek<br> gibiydi. Parasız kalınca ilçenin içinden geçen derenin üzerindeki köprüye giderdi. Bu köprü bir baştan<br> diğer başa 100 m vardı. Korkulukların üzerinde yürürüm, dediğinde oradakilerin düşersin demesiyle<br> iddiaya girer, birkaç günlük para kazanırdı. Iddiaya girecek adam bulamayınca çevre şehirlerde<br> iddiaya girmeye devam etti. iddia işi birkaç alanda sürüyordu. Penaltı atma iddiası da hayli keyifli<br> olurdu. Iddaaya girenler eski futbolcu olduğunu öğrenince:<br> “Deli sandığımız adam bizi deli yerine koydu, vay anasına!” diye hayıflanırlardı.<br> İmam:<br> “Cenazeyi bu durumda kaldıramayız, Rüstem Efendi helalliğini vermeli” dedi. Rüstem;<br> “Bu cenaze kalkmasın, atın leşini! Canavarlar deşsin, kargalar bayram etsin. Bu kan emicinin<br> bizden aldıklarını istiyorum. Anam, inek al demiş, babama. Rahmetli babam, rahmetli anamın bir<br> dediğini iki emezdi. Bu kan emiciden inek almak için borç istemiş. İnek parasını vermis vermesine amma bu borç yüzünden de elli dönüm arazimizi almış elimizden. Babam kahrından göçtü gitti bu<br> dünyadan. Biz çocuktuk kaldık ortalıkta. Konu komşu yardımıyla geçindik. Kaç defa gittim kan<br> emiciden arazimizi istedim, ofisimi bastı diye şikayet etti. Bir de hapiste yatırdı beni. Eyy cemaat-I<br> müslimin hakkımız yendi, helal etmem” dedi.<br> İmam ortamı yumuşatmaya çalıştı, Rüstem’in ikna edilmesini istedi. Cenaze ortada bekliyordu,<br> cemaatte hatırı sayılır kişiler, merhumun çocuklarıyla konuştular, Rüstem’le helalleşmeleri gerektiğini<br> anlattılar. Çocuklarından büyük olan Rüstem’I cemaatten ayrı bir alanda konuşmak istediğini belirttti,<br> fakat Rüstem kabul etmedi, konuşulanlara tüm cemaatin şahit olmasını istedi. Merhumun<br> oğularından Cemil, olaydan haberlerinin olmadığını, araştıracağını, Rüstem’le anlaşacaklarını belirtti,<br> fakat bu sözün yeterli olmadığını düşündü Rüstem:<br> “Güvenmem yazılı belge verin.”<br> Cenaze sahipleri belge işine yanaşmadı, kardeşler kendi aralarında:<br> “Sen ikna et” dediler.<br> Oradikilerin bir kısmı Rüstem’i haklı buluyordu; bir kısmı da, delinin teki ne yapsa yeridir, diye<br> konuşuyordu.<br> Canaze tabutta kalacak değildi. İmam:<br> “Rüstem Efendi ! Müsaade et cenaze ortada kalmasın, bir an önce gömülmesi gerekiyor,<br> merhumun çocuklarıyla işini çözümlersin. Kaldı ki Allah, suç işleyen biri için hükmünü verir. Allah bu<br> merhumun günahını sevabını bilir, ona göre gerekeni yapar. Efendi sen rahat ol” der demez Rüstem<br> bağırmaya başladı:<br> “Hakkımı yediler, vermiyorlar!” diye bağırdı.<br> Cami avlusunda bir kenara bıraktığı topunu aldı, cebinden sprey boya çıkardı, topun her altıgeni<br> içine hırsız yazdı Cemil’in sırtına şutladı, canı yanan Cemil;<br> “Anammm, yandım!&nbsp;Deli misin be adam?” diye sesini yükseltti.<br> Sesini yükseltmesi Rüstem’in krizini tetikledi, Rüstem’in küfürleri kulakları çınlattı, Cemil’in<br> üzerine yürüdü, araya girenler kavgaya önlediler. Koluna giren iki kişi onu oradan uzaklaştırırken,<br> Rüstem avazı çıktığı kadar bağırarak:<br> “Hakkımı helal etmiyorum kan emicinin p..leri, hak yiyicileri, utancınızdan sokaklara<br> çıkamayacaksınız. Kan emici size miras bırakmadı, zehirden günler bıraktı, yıllarca söylenecek bu<br> zalimlik.”diyerek yürüdü.</p>



<p style="text-align:right">26/10/2025-Bulancak</p>



<p>*** (Şimdinin süper ligi)</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/hakkimi-helal-etmem/" target="_blank">HAKKIMI HELAL ETMEM</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/hakkimi-helal-etmem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>GÖNÜLLERDE YAŞASIN</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/gonullerde-yasasin/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/gonullerde-yasasin/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 21:33:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=1117</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kış mevsiminin en sert günlerinden biriydi. Birkaç çorabı üstüste giymesine rağmen ayakları üşüyordu. Otogara doğru hızlı adımlarla yürüyordu. Çocukken geçirdiği hastalık yüzünden astım olmuştu. “Nefesin tıkanacak” diye annesi yavaş gitmesini söylüyordu, fakat hızla yürüdüğünün farkında bile değildi. Otogara girerken tıkandı, nefes almakta zorlandı, ağabeyi cebinden hava spreyini çıkardı, nefesini açmaya yardımcı oldu. Oturduğu yerde biraz [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/gonullerde-yasasin/" target="_blank">GÖNÜLLERDE YAŞASIN</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kış mevsiminin en sert günlerinden biriydi. Birkaç çorabı üstüste giymesine rağmen ayakları<br>
üşüyordu. Otogara doğru hızlı adımlarla yürüyordu. Çocukken geçirdiği hastalık yüzünden astım<br>
olmuştu. “Nefesin tıkanacak” diye annesi yavaş gitmesini söylüyordu, fakat hızla yürüdüğünün<br>
farkında bile değildi. Otogara girerken tıkandı, nefes almakta zorlandı, ağabeyi cebinden hava spreyini<br>
çıkardı, nefesini açmaya yardımcı oldu. Oturduğu yerde biraz dinlendi, kendini toparladı, kalktı.<br>
Otobüs perona girmişti, ona doğru yürümeye başladı. İstanbul’a ablasının yanına gidecekti, çok<br>
heyacanlıydı. Ağabeyi, yolcu etmeye gelmişti, ağabeyinin bu kısa ayrılığa rağmen gözleri dolmuştu, bu<br>
zamana kadar hiç ayrılmamışlardı. Ağabeyi kardeşinden iki yaş büyüktü. Ağabeyine sarıldı:<br>
“Biraz önceki yardımına teşekkür ederim, her zaman peşimden koşuyorsun, sana borcumu nasıl<br>
ödeyeceğim?” diyerek konuşmasına devam etti:<br>
“Duygulanmak abime yakışmıyor, artık koca adam oldun. Biliyor musun? Çok mutluyum abi!<br>
Üniversite için hayalini kurduğum kente gidecem” dedi. Ağabeyi:<br>
“Gardaşım! Ayrılıklarda elimde olmuyo, ağlayasım geliyo, sen bana bakma, güle güle git, yolun<br>
açık olsun” dedi.<br>
Ismarlaşmaları bittikten sonra annesinin koluna girdi, ona yardımcı oldu. Otobüse bindiler,<br>
yerlerine oturdular. Otobüs hareket etti, ağabeyine el salladı. Ağabeyi arkadaşıydı, dert ortağıydı,<br>
ona sevgisi bambaşkaydı.<br>
Yola koyuldular. Yolun iki yanındaki sokak lambalarının yanından geçiyordular, lambaların ışıkları<br>
yıldız kayar gibiydi. Yıldızları görmek için yan camdan gökyüzüne baktı, hava kapalıydı. Yıldızları<br>
izlemeyi çok seviyordu. Çoğu zaman yalnızlığını yıldızlarla bölüşürdü, kayan yıldızları çok iyi görürdü.<br>
Dilek tutardı, her dileği doktor olmaktı, çünkü doktora gidememişti, hastalığa yakalanmasını buna<br>
bağlıyordu.<br>
Ağabeyinin aileye vefası olağanüstüydü. ilkokulu bitirince babası ağabeyini motor ustasının<br>
yanına çırak vemişti. Kısa zamanda kalfa, peşinden usta olmuştu. Usta olana kadar hiç yeni pantolonu<br>
olmamıştı. Cılız kollarıyla süt, yoğurt bakraçlarını taşıdığı evlerden verilen eski pantolonları giymişti.<br>
Aldığı haftalık aileye katkıydı. Yeni pantolonu usta olunca giymişti:<br>
“Canım benim! Yokluklar yüzünden okuyamadın, oysa çok zekisin abim” diye içinden geçirdi.<br>
Otobüs yol alırken annesiyle sohbet etti. Otobüsün sallaması annesine ninni gibi gelmişti,<br>
sohbete devam etmek için direndi, dayanamadı, en sonunda gözleri kapanıverdi.<br>
Annesinin uyumasıyla düşüncelere daldı. Üniversite sınavına hazırlanıyordu, çalışmalarını gözden<br>
geçirdi, eksik yanlarını düşündü. Türkçe öğretmeni kuzeni:<br>
“Türkçeden yardımcı olurum, anlamadığın konuları anlatırım, çözemediğin soruları birlikte<br>
çözeriz.” demişti. Paragraf çözümlerinde sıkıntısı vardı. Kuzeni haberleri izlemesi, gazete ve kitap<br>
okuması gerektiğini söylemişti, onun söylediklerini yapınca, birkaç yanlış yapmaya başlamıştı. Kuzeni,<br>
çevresinde üniversitede okuyan ilk kişiydi, Fatih’in rol modeliydi. Yazları her gün buluşur, sohbet<br>
ederlerdi. Sohbetleri bazen dersle, bazen de sosyal ve kültürel konulara ilgili olurdu. Kendi<br>
akranlarıyla iletişim kurmaması, öğretmen kuzeninin dikkatini çekmişti. Bu durumu Fatih’e sormuştu,<br>
bu soruyu Fatih şöyle yanıtlamıştı:</p>



<p>“Abi! Rahatsızlığımdan dolayı; yaşıtlarımla birlikte olmam, onların enerjisine ayak uydurmam<br>
mümkün değil, daha çok abimle, yazları da sizinle iletişim kurarım. Sizlerle iletişim kurmak, benim için<br>
keyif verici. Siz annemin ve babamın gözünde kıymetlisiniz.” demişti.<br>
Acı bir korna sesi, aracın sağa sola yalpalaması ve frenden dolayı ön koltuğa bazı yolcuların<br>
çarpması olayı herkesin yüreğini ağzına getirdi:<br>
“Ne oldu?” diye herkes birbirine sormaya başladı. Otobüsün şoförü kazayla burun buruna geldiği<br>
araç sürücüsüne söylenip durdu. Kimi dua okuyup, sağ salim eve varmayı Allah’tan diliyordu, kimi de<br>
kaptanın tarafında söylenmeye devam etti. İşin ilginç tarafı, karşı aracın şoförüne söylenen hakaret<br>
sözleriydi. Oysa olayı gören yoktu. Öfkeye Fatih şaşırmıştı, olay sırasında uyuyan annesi de<br>
söyleniyordu, annesine:<br>
‘’Olayı gördün mü anne?’’<br>
‘’Yooo! Şoför öyle diyo ya’’<br>
‘’Ya, bizim şoför yanlış yaptıysa!’’<br>
‘’Anam anamm, deme öyle!’’ diyerek kendi dizine vurdu annesi, ellerini açıp Ayetel Kürsi duasını<br>
okumaya başladı. Duası bittikten sonra koridorun sağındaki yolcu:<br>
‘’Allah gabul etsin.’’ dedi.<br>
‘’Aminnn!’’ diye derinden gelen bir sesle cevap verdi.<br>
Bu olayla ilgili biraz daha konuştular. Otobüste de bir süre olayın kiritiği yapıldı. Sürücü belgesi<br>
olmayanların trafik yorumu yapması Fatih’i şaşırtıyordu. Çevresinde de bazı bilmişler vardı. Berberin,<br>
kasabın ders çalışmayla ilgili tavsiyelerini onaylardı. Her defasında kendilerinin çok çalışkan olduğunu<br>
ve ekonomik nedenlerle okuyamadıklarını anlatırlardı. Onların anılarını defalarca dinlemişti, fakat hiç<br>
anlatmamış gibiydiler. Sanki onlar o yılları yeniden yaşıyordular, anlattıkça mutlu oluyordular.<br>
Kırılmasınlar diye onları sabırla dinlerdi, fazla uzaktıklarında:<br>
‘’Ders çalışma saatim geldi, eyvallah!’’ der ve onlardan ayrılırdı. Yol boyunca hayaller kurdu.<br>
Uyumak için çabaladı, fakat bu uğraşısı işe yaramadı. Şoförle muavinin laklakları, uyuyanların<br>
horultuları, bacaklarının uyuşması uyumasına engel oluyordu. Bolu’ya gelmişlerdi, burada kış<br>
sürücülerin korkulu rüyasıydı, hafif hafif kar yağıyordu. Şoför tedirgindi. Bu durum uyumasına engel<br>
oluyordu. Yine de uyumak için gözlerini yumuyordu. Şoförün:<br>
‘’Eyvah!’’ sesiyle kalttı ayağa, sağa sola yalpalıyordu araç. Donmuş kalmıştı, bağıracaktı, fakat<br>
bağıramıyordu. Büyük bir gürültüyle savruldu olduğu yerden, ön cam kırılmıştı. Camdan fırladı dışarı,<br>
sert bir yere çarptı, büyük bir acı duydu. Kendini kaldıramadı, hareket edemiyordu kulağından akan<br>
kanı hissetti, gözleri kapanıyordu. Bir ses duydu:<br>
‘’İyi misin?’’diye. Kesik kesik cevap verdi:<br>
‘’Ö-lü-yom ga-li-ba’’ dedi, devam etti:<br>
‘’Ü-ni-ver-si-’’dedi, konuşmasını tamamlayamadı. Ağzından kan gelmişti. Yardıma gelen nefesini<br>
dinledi, nabzını kontrol etti, hayat belirtisi yoktu. Ne yapacağını düşünürken ağlamaklı bir sesle:<br>
‘’Kalp masajı yapmayı bilen var mı?’’ dedi. Biri geldi kalp masajı yapmak istedi, fakat göğsünün içe<br>
çöktüğünü görünce:<br>
‘’Yapılacak bir şey yok, Allah rahmet eylesin, çok gençmiş.’’</p>



<p>Otobüs kaymıştı, şoför fren yapınca kontrolü kaybetmişti. Yolun kenarındaki kayalık bir yükseltiye<br>
çarpmıştı, Fatihle birlikte üç kişi hayatını kaybetmişti. Annesi yaralanmıştı. Kendine geldiğinde<br>
oğlunun başka serviste yattığını söylediler. Kadıncağız oğlunu kaybettiğini bir ay sonra öğrendi.<br>
Cenaze çok kalabalıktı, öğretmenleri ve arkadaşları son görevlerini yapmak için gelmişlerdi. Okul<br>
Müdürü imamdan izin isteyip bir konuşma yaptı. Konuşması anlamlı, aynı zamanda ders vericiydi.<br>
‘’Sevgili Yavrumuz Fatih’in Ailesi, Yakınları, Komşuları!<br>
Sizlere sabır ve baş sağlığı dileriz. Sevgili öğrencimizi Allah rahmetiyle ve cennetiyle<br>
mükâfatlandırsın. Fatih okulumuzun örnek ve çalışkan öğrencisiydi, hedefleri büyüktü. Ülkemizdeki<br>
kazaların %95’i sürücü hatasından ve önlem alınmamasından kaynaklanmaktadır. Bunu ehliyet alırken<br>
öğrenmiştim. Araç kullanan herkese soruyorum: Canınız bu kadar ucuz mu? Kurallara uyarsan kaza<br>
olmaz, insan yaşamı zamansız sona ermez. Kazalardaki maddi kayıp ülke ekonomisine zarar verir<br>
vermesine fakat zarar telafi edilir. İnsan kaybının telafisi yoktur; yetim kalan çocuğun boynunun<br>
büküklüğünü gideremezsin, yavrusunu kaybeden ananın yüreğindeki acıyı söndüremezsin. şoförlükte<br>
marifet kurallara uymaktır. Önlem alınmadığı için bu kaza olmuştur. Bana göre Fatih yarınların büyük<br>
bir şahsiyeti olacaktı. Anısı yaşasın! Beyefendiliği, çalışkanlığı ve yarım kalan hayalleri ilerki kuşaklara<br>
iletilsin. Sonsuzluğunda ışıklar içinde uyusun! Konuşmamı şu sözle bitirmek istiyorum, yaşamdan<br>
alacağını gönüllerden alsın!’’</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/gonullerde-yasasin/" target="_blank">GÖNÜLLERDE YAŞASIN</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/gonullerde-yasasin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>SORUŞTURMA</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/sorusturma/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/sorusturma/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 20:02:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=1095</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denizin üzerinde gün ışıkları mücevher parlaklığında yansıyordu. Birbirine yakın büyüklükteki minik dalgalar kumsala vuruyordu. Gelgitler kumları sürükleyip ayak izlerini kaybediyordu. Mustafa bu doğa olayıyla kendi yaşamı arasında bağ kurdu. Günün renkleri, deniz yüzeyinde ışık oyunlarıyla ilgi çekiciydi. Renkler ergenlik yıllarındaki heyacanıydı sanki. Gençlik yıllarını yakan darbe zulmünü aklından çıkaramıyordu. 12 Eylül Darbesi birçok alanda yaşamını [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/sorusturma/" target="_blank">SORUŞTURMA</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Denizin üzerinde gün ışıkları mücevher parlaklığında yansıyordu. Birbirine yakın büyüklükteki minik dalgalar kumsala vuruyordu. Gelgitler kumları sürükleyip ayak izlerini kaybediyordu. Mustafa bu doğa olayıyla kendi yaşamı arasında bağ kurdu. Günün renkleri, deniz yüzeyinde ışık oyunlarıyla ilgi çekiciydi. Renkler ergenlik yıllarındaki heyacanıydı sanki. Gençlik yıllarını yakan darbe zulmünü aklından çıkaramıyordu. 12 Eylül Darbesi birçok alanda yaşamını engellemiştii. Bunlardan biri de güvenlik soruşturması sonucu, kamu görevine atanmasının uygun görülmemesiydi. Kumlar suyla başka bir yere sürüklenirken kaybolmuyordu, oysa Mustafa’nın hayalleri uçup gitmişti. Ne hayaller kurmuştu: sevgi fidanlarını sulayıp ormanlara dönüştürecekti, vatan için, insanlık ve doğa için çalışacaktı… Akademik kariyerini tamamlayıp bilim insanı olacaktı… Atanmadığını duyan çocukluk arkadaşları soğuk davrandılar, karşılaşınca görmezden geldiler. Bu durum içindeki sızıyı artırdı. Mahallede komşular, pencerelerden ve balkonlardan günün dedikodusunu yaparlarken, Mustafa’yı gördüklerinde başlarını içeriye çekiyordu. Artık yapayalnız kalmıştı, çevresindekiler suç işlemiş gibi davranıyordu. Ailesel ilişkilerden dolayı konuşmak zorunda olanlar, takip edilip edilmedikleri korkusunu yaşadılar; yoldan geçen tanımadıkları birini gördüklerinde, yüzleri bembeyaz oldu, dudaklarını titredi. Onlar daha fazla strese girmesinler, diye bir bahane bulup yanlarından ayrıldı. Yaklaşımlar, içindeki yarayı büyüttü. Çaresizdi, artık tanıdık birini görünce ya ara sokaklara saptı ya da vitrinlere baktı. Psikolojisini sarsan olayları okuyarak unutmaya çalıştı. Okuyarak başka dünyaların kapısını araladı, başka hayatları öğrendi, yeni bilgilere ulaştı. Okudukça düşünceleri gelişti. Başına gelen olumsuzluklar da düşüncelerinden kaynaklanmıştı. Hiçbir eyleme katılmamıştı. Herhangi bir siyasi partinin ya da örgütün üyesi de değildi. Bakanlık
tarafından: “Kurumun aradığı nitelikleri</p>



<p>taşımadığınızdan atamanız yapılmamıştır.” yazısı gönderilmişti. Mustafa bu haksız durumu avukatlarla görüştü. Avukatlar şu an hukuk kurallarının işlemediğini, sivil döneme geçilince davaların normalleşeceğini ifade ettiler. Kamuda görev alamayınca
başvuruda bulunduğu özel sektör yetkilileri:</p>



<p>—Şu an müsait pozisyon yok, ilerde açılırsa haber veririz, dediler. Aranmayacağını yüz ifadelerinden anlamıştı. Eve gittiğinde odasına çekilip neler yapabileceğini düşündü. Sorunların üstesinden gelemedi, teselliyi kitaplarda aradı. Lise ve ortaokul yıllarında okuduğu kitapları tekrar okudu, her yeni okuma bir keşfedişti . Darbe yapılınca kitaplarının çoğunu toprağa gömmüştü, çünkü bazı kitapları bulundurmak örgüt üyeliğinden tutuklanmak demekti. Geçmişindeki zor günleri aklından çıkaramadı, bu arada vaktin nasıl geçtiğini anlamadı, akşam yaklaşıyordu. Deniz, güneşin batışı sırasında gözleri
kamaştıran muhteşem renk görselini sunuyordu:</p>



<p>—Bu görüntüyü izlemeliyim, dedi içinden. Güneş enginin çıkış noktasında kendi kadar gözüktü, yansıyan ışıkla salınarak ve genişleyerek denizin yüzeyine hakim oldu. Renklerin dalgalanışı sevdiği kızın saçlarını getirdi gözlerinin önüne:</p>



<p>—Ahh o yıllar, ne kadar heyecanlı, ne kadar güzeldi, dedi. Lisede sevmişlerdi birbirlerini. Kaç kez gizlice buluşmuşlardı burada, biri görür de ailelere haber verir diye korkmuştular. Sevgiye ait ne sözler verilmişti, fakat bu sözlerin alabora olacağını hiç düşünmemişlerdi. Sevdiği kızın mutsuz olmaması gerekçesiyle sevdasını yüreğine gömdü. Mustafa ayrılmak
isteğini zorlanarak söyledi:</p>



<p>—Ne olacağım belli değil, belki de tutuklarlar;
birlikteliğimizi sürdürmeyi mantıklı bulmuyorum,</p>



<p>sana acı çektirmek istemiyorum, dedi. Bomboş baktı sevdiği kız, gözlerinden yaşlar, yanaklarına doğru damla damla indi, sözü boğazına düğümlendi, yutkundu,
hıçkırıklarla kesik kesik;</p>



<p>—Bu bahane değil, seninle lisedeyken üniversiteyi
kazanamazsak da çalışırız, her koşulda</p>



<p>mücadele ederiz diye konuşmuştuk hani! Ayrılmak istemiyorum! Bu sözleri zorlukla söylemişti. Mustafa duygulandı; gözlerindeki yaşı saklamaya çalıştı.
Herhangi bir işi yoktu, okul arkadaşlardan</p>



<p>bazıları tutuklanmıştı; arkadaşlarından biri, adını söylese tutuklanabilirdi. Sevdiği kızı ikna etmeye çalıştı:</p>



<p>—Seni çok seviyorum. Seni mutsuz etmeye, sıkıntıya sokmaya
hakkım yok.</p>



<p>—Senden ayrılırsam mutsuz olurum! Seninle aile kurmayı hayal ettim, fakat sen bitirelim diyorsun! Bu kadar kolay mı?</p>



<p>—Özür dilerim, anla beni, bundan sonraki hayatında çok mutlu
ol, dedi. Koşar adımlarla geriye</p>



<p>bakmadan sevdiğini bırakıp gitti. Ayrıldıktan birkaç gün sonra tutuklandı. Kızla ilgili bilgiyi, beş yıl sonra ziyaretine gelen kardeşinden duydu; evlenmişti,
Mustafa’nın hakkında:</p>



<p>—Mustafa öldü, Allah rahmet eylesin, kendi cehenneminde yansın inşallah! diye beddua etmişti. Beddua Mustafa’ya ağır geldi, aklından şu geçti:</p>



<p>—Eğer bir gün karşılaşırsak bu söz sana mı ait? diye sormak
isterim.</p>



<p>Güvenlik soruşturması sonucu atanamadığından tutuklandı. Mahkeme beraatine karar verdi. Tutukluluk altı yıl, beş ay sürdü. Cezaevinden çıktıktan sonra Iki ay içinde askere alındı. Otuz yaşında terhis oldu.</p>



<p>Suyun yüzeyinde oluşan yuvarlak halkalar, gençliğinin
batırılmak istenişini çağrıştırdı.</p>



<p>Boğulmamak için çırpınıp durdu, dost bir el uzanamadı. Derinlere gönderilenler son güçleriyle direndiler. Onlar direndikçe sivil toplum örgütleri ve demokratik ülkeler, onlara destek verdi. Bu mücadelede binlerce genç, yaşama erken yaşta veda etti.</p>



<p>Mustafa odasında yaşadıklarının değerlendirmesini yapıyordu. Babası yanına geldi. Sohbet ettiler, babası bundan sonra ne yapacağını sordu:</p>



<p>—Baba inançlarımdan dolayı gençliğim ertelendi, sevdiğim gitti. Senin dediğin yolda yürüdüm. Bu yolda insan olmayı öğrenmeye çalıştım. Kimseyi incitmedim, kimseye zarar vermedim. İnsanlarımızın güzel bir dünyada barış içinde yaşaması için çalıştım. Yarın atamamla ilgili başvuruda bulunacağım.</p>



<p>—Hayırlısı olsun oğlum! Benim yapacağım bir şey var mı?</p>



<p>—Yok baba! Beni bugünlere getirdin, okuttun, cezaevinde
destek verdin, teşekkür ederim, dedi.</p>



<p>Babasının elini öptü. Birbirlerine sarıldılar. Babasının
yanaklarından akan yaşları sildi:</p>



<p>—Yarın epey koşturacağım. Kaybettiğim yıllarda bana borçlananlar var, alacaklarımı tahsil edeceğim. İyi geceler, yatalım baba! dedi. Yatağına uzandı,
yapacaklarını düşünerek uyumaya çalıştı.</p>



<p>9 Eylül 1987 / Karşıyaka</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/sorusturma/" target="_blank">SORUŞTURMA</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/sorusturma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>SİNİR OLMADIN</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/sinir-olmadin/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/sinir-olmadin/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 22:58:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=1092</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul’da göreve başlamıştı. Okul müdürü, okulun durumu ve dersine gireceği sınıflar hakkında bilgi vermişti. Okulda ilk günüydü, derse girdi, selam vermek için tahtanın önünde durdu, sınıfa baktı. Öğretmenin sınıfa girmesini öğrenciler umursamadı. Gürültü çoktu; birbiriyle dalaşanlar, kağıttan uçak atanlar… Birbirlerine: —Salaksın! —Manyak! —Geri zekalı! diyen diyene. Öğretmen şaşkındı,35 yıllık meslek yaşamında ilk defa böyle bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/sinir-olmadin/" target="_blank">SİNİR OLMADIN</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da göreve başlamıştı. Okul müdürü, okulun durumu ve dersine gireceği sınıflar<br>
hakkında bilgi vermişti. Okulda ilk günüydü, derse girdi, selam vermek için tahtanın önünde durdu,<br>
sınıfa baktı. Öğretmenin sınıfa girmesini öğrenciler umursamadı.<br>
Gürültü çoktu; birbiriyle dalaşanlar, kağıttan uçak atanlar… Birbirlerine:<br>
—Salaksın!<br>
—Manyak!<br>
—Geri zekalı! diyen diyene.<br>
Öğretmen şaşkındı,35 yıllık meslek yaşamında ilk defa böyle bir sınıfla karşılaşmıştı. Öğrencilerine<br>
bu zamana kadar hiç kızmamıştı, yanlışlarını çocukluklarına vermişti her defasında. İlk dersinde<br>
öğrencileriyle iyi bir iletişim kurmalıydı. İletişimi sağlayamazsa oterite kuramazdı, ders işleyemezdi,<br>
öğrencilerin dalga geçtiği bir öğretmen olurdu… Bu düşüncelerle konuşanlara baktı, göz göze<br>
geldiklerinden bazıları ne demek istediğini anladı, bazıları gürültüye devam etti. Birkaç dakika sonra<br>
Hasan dışında herkes sustu. Hasan ne olduğunu anlamaya çalışırken arkadaşlarına:<br>
—Olumm noli size! Nie sustunuz? diyerek arkadaşlarına baktı, arkadaşlarından biri kaşlarıyla<br>
öğretmeni işaret etti. Öğretmenle göz göze gelince: ”Neden düzgün durmuyorsun?” dercesine<br>
baktığını anladı. Kendini toparladı. Öğretmen sessiz ortam olunca:<br>
—Günaydın sevgili öğrenciler, dedi. Oturmalarını işaret etti. oturan öğrencilerden bazıları<br>
konuşmaya başladı, bunun üzerine öğretmen konuşanlardan birine:<br>
—Kendi aranızda konuşmamalısınız, konuşmak öğretmenin izniyle olur.<br>
—Özür dilerim hocam! Bir daha izinsiz konuşmam.<br>
—Aferin akıllılık yaparsın, dedi. Öğretmen tahtanın önündeydi. Kürsüsüne oturmamıştı, kendini<br>
tanıttı, dersle ilgili istediği araç gereçleri tahtaya yazdı. Öğrenciler yazılanları not alırken Yerine oturup<br>
yoklamayı alacağı sırada, garip bir ses çıktı. Öğretmen sesi kimin çıkardığını gördü, öğrenciye baktı:<br>
—Ayağa kalk! Yaptığın davranış öğretmene saygısızlık bu nedenle benden, arkadaşlarının ders<br>
motivasyonunu bozduğun için onlardan da özür dilemen gerekiyor.<br>
—Niye özür dileyeceğim,<br>
–Garip ses çıkardığın için,<br>
—Ben ses çıkarmadım, iftira atıyosun hocam!<br>
—Senin yaptığını gördüm; eğildin, arkadaşını kendine siper yaptın ve sesi çıkardın.<br>
—Ben yapmadım dedim ya iftira atma hocam!<br>
—Adın ne?<br>
—Hasan.<br>
—İftira attın diye beni yalancılıkla suçlaman bir, garip ses çıkarman iki, görev yapmama engel<br>
olman üç, arkadaşlarının eğitim öğretim hakkını engellemen dört. Dört yanlış, okul kurallarına<br>
uymayan davranıştır, bunu kayıt altına alıp okul yönetimine ve veline iletmem görevlerimiz<br>
arasındadır.</p>



<p>Bir başka öğrenci parmak kaldırdı, öğretmen söz verdi:<br>
—Diğer ders öğretmenlerimiz böyle bir şey yapmıyorlar, arkadaşımızı suçlamanız şaka mı hocam?<br>
—Sevgili öğrencim, kurallara uygun davrandın söz istedin. Bu davranışını kutlarım, fakat<br>
söylediğin sözdeki yanlışını belirteyim; öğretmenlerinizi karşılaştırmak ve değerlendirmek, bu<br>
öğrencinin görevi değil. Gelelim: “suçlamanız şaka mı hocam?” soruna. Sınıfta eğitim öğretim<br>
ortamını öğretmen sağlar, Hasan bilincinde olmadan komiklik olsun diye ya da “dersi kaynattım<br>
naber” demek için bu davranışı yaptığını düşünüyorum. Buna hakkı yok. Yaptığı davranışı hoş<br>
göremem, çünkü görevimi suistimal etmiş olurum. Burada en önemli nokta şu; arkadaşını<br>
suçlamadım, sınıf kurallarına uygun olmayan dört yanlış davranışı belirttim. Suçlamanız şaka mı,<br>
derken öğrenciyle öğretmen arasında saygı ve sevgi olmalı, yanlışlıkları belirtmenin şakası olmaz,<br>
yoksa arkadaşının savunma hakkını mı üstlendin? Arkadaşını koruma çaban yersiz ve anlamsız,<br>
bundan sonra hiçbiriniz bir arkadaşıyla ilgili görüş belirtmeyecek. Bu nedenle senden de özür<br>
bekliyorum,<br>
—Özür dilerim hocam, yanlışımı affediniz! dedi. Sınıfta çıt çıkmıyordu, öğrenciler öğretmene<br>
bakarken içlerinden:<br>
—Bu adamla işimiz var, diye düşünüyorlardı. Sınıfı kargaşaya veren Hasan suspus olmuştu, onun<br>
bu durumunu görenler şaşkındı.<br>
Öğretmen:<br>
—Hasan halen özür dilemedin, dedi. Hasan sessizdi, babasından korktuğu için ne yapacağı<br>
konusunda şaşkındı.<br>
—Hocam, özür dilediğimde babama sölemezsin di mi?<br>
—Hem benden hem sınıftan özür dile! Ondan sonrasını düşünürüz, dedi. Hasan zorlandı, çünkü<br>
bu zamana kadar özür dilememişti. Öğretmen mevzuata hakimdi. Babası duyarsa sıkıntıydı, en ufak<br>
yanlışında etmediğini bırakmazdı, bu durumda;<br>
—Kemiklerini kırar valla, dedi içinden. Sıranın üzerine dayanıyordu, kalktı, yere bakarak;<br>
—Özür dilium hocamm, sınıftan özür dilemium, onlarda yapıyolar.<br>
—Arkadaşlarından özür dilemezsen tutanak tutarım, sen bilirsin, dedi. Hasan zorlanarak özür<br>
diledi. Öğretmenine soru sormak istediğini belirtti, öğretmen izin verdi;<br>
—Hocam, yaptıklarımıza nie sinirlenmedin, beni idareye ve babama sölicen mi?<br>
—Bence sinirlenmek kontrolü kaybetmektir, zayıflıktır, cehalettir. Uygar insanlar sinirlenmezler,<br>
olaylar karşısında çözüm ararlar. Yaptıklarını bağışlıyorum, ne idareye ne de veline bildirmeyeceğim.<br>
Sana tutanak tutarsam, “salak, manyak, geri zekalı” diyenleri, uçak atanları, birbirleriyle dalaşanları,<br>
bağıranları da eklemem gerekir, haksızlık yapamam. dedi.<br>
—Hocam, bana gızmadin öle mi?<br>
—Kızmadım, yanlışlarınla en çok kendine zarar verirsin. Akıllı bir öğrencim olduğunu<br>
düşünüyorum, artık bu konuyu kapatıyoruz ve derse geçiyoruz, dedi. Hasan’la ilk defa güzel konuşan<br>
biri olmuştu, akıllı olduğunu söylemişti. Çok mutlu olmuştu, kendine söz vermişti; herkesi şaşırtacaktı,<br>
örnek bir öğrenci olacaktı.</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/sinir-olmadin/" target="_blank">SİNİR OLMADIN</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/sinir-olmadin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>BELDENİN ÖFKESİ</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/beldenin-ofkesi/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/beldenin-ofkesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Jun 2024 18:20:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=1037</guid>
				<description><![CDATA[<p>Selâm verdiğinde kısılan gözleri, sıkılan dişleri, bükülen dudakları görürdü, başlar hafiften sallanarak yere bakardı, ahalide kızgın boğanın öfkesi vardı sanki! Anlam verememişti, neden selâmına karşılık bulamadığına? Göreve başlama yazısını imzalarken vali: —Devletin memuruna kimse zarar veremez, demişti. Yeni ataması yapılan görevli, endişeliydi. Geldiği kentle atandığı yer, sosyal yapı ve düşünce açısından farklıydı. Endişesini belirtince vali: [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/beldenin-ofkesi/" target="_blank">BELDENİN ÖFKESİ</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Selâm verdiğinde kısılan gözleri, sıkılan dişleri, bükülen dudakları görürdü, başlar hafiften sallanarak yere bakardı, ahalide kızgın boğanın öfkesi vardı sanki! Anlam verememişti, neden selâmına karşılık bulamadığına? Göreve başlama yazısını imzalarken vali:<br> —Devletin memuruna kimse zarar veremez, demişti. Yeni ataması yapılan görevli, endişeliydi. Geldiği kentle atandığı yer, sosyal yapı ve düşünce açısından farklıydı. Endişesini belirtince vali:<br> —Bizler devlet görevlisiyiz, yılmadan görevimizi yapacağız, çünkü arkamızda devlet var, unutma genç adam! Devlet adalettir, güveneceğimiz güçtür, dedi. Bu sözler rahatlamasına neden olmamıştı. Atandığı belde il merkezine 44 km’ydi. Göreve başladığında müdür:<br> —Memleketinin sosyal yönden çok farklı.<br> —Evet, öyle deniliyor. Bu farklılık değil ki zenginlik.<br> —Sen de onlardan mısın? dedi. Bu soruyu ilkel buldu. İçindeki korkuyu belli etmemeliydi, öyle güçlü cevap vermeliydi ki…<br> —Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğünü koruma, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı olma, T.C. yasalarına uygun davranma, adaletten taviz vermeme; vatandaşlar arasında dil, din,ırk ve millet ayrımı yapmamaya yemini etmiş tarafsız bir kamu görevlisiyim, dedi. Müdür görevlinin cevabına:<br> —Hepimiz yemin ederiz, sonra da unuturuz. Aklımdayken söyleyeyim nereli olduğunu söyleme, dedi.<br> Cevap vermedi, işine başladı. Aradan geçen bir hafta kimseyle konuşamadı, rasladığı kasabalılar soğuk davranıyordu, alışveriş yapmaya gittiğinde esnaflar da ilgisiz ve öfkeliydi. Bir hafta böyle geçti.<br> Yattığında birbirine benzer kâbuslar görüyordu; kapısının açıldığını duyuyor, ayaklarını hareket ettiremiyordu, ellerini de kullanamıyordu, ter içinde uyanıyordu. Geçmişe ait kavgalar, katliamlar, taranan toplu yaşam alanları ve okullar; gazeteciler, bilim insanları, doktorlar, savcılar, siyasetçiler, öğretmenler, öğrenciler ve binlerce insan… Neden öldürüldüler? Bilinmiyor. Bilinen gerçek düşünceleriydi. Arkadaşlarının, gülümsemeleri, konuşmaları canlanırdı, gözlerinde. Saçma düşüncelere dalardı bazen: “Böyle yaşamanın tadı yok.” Birden arkadaşı İsmet’in Nazım’dan okuduğu: “ Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ ve bir orman gibi kardeşçesine./ Bu hasret bizim…” dizelerini duyardı, İsmet’le birlikte katledilen Fethi, Recep; yakın aralıklarla katledilen Mete, Zeki, Kahraman, İhsan karşısında dururdu. Acı bir tebessümle: “Biz neden vurulduk arkadaşım?” derlerdi. Kafasında binlerce soru vardı: Tetiğe basan eller, nasıl bir vicdan taşıyorlardı? Anaların, babaların, kardeşlerin yaşamlarını karartan bu kin, bu öfke niye? “Allah’ın verdiği canı, Allah alır.” İnancını çiğneyen bu caniler gücü kimden alıyordu? Sorular cevapsızdı. Sokak lambasından odasına sızan ışığa kolunu uzatarak saatine baktı, gecenin üçü. “Uyumalıyım.” dedi. Uyumaya çalıştıkça uyuyamıyor, yaşadığı olayların etkisinden kurtulamıyordu. Bir sağa, bir sola dönüyordu. Sabah ezanı okundu, kalktı. Kahvaltısını yaptı. Komşularını rahatsız etmemek için kapıyı yavaşça çekti. Yürüdü, yorgun ve uykusuz işine vardı.<br> Beldenin kendisine duyduğu öfkeyi öğrenmeliydi. Içinde geçen düşünce ve duygularla işine devam etti. Öğlen tatili gelmişti, dişarı çıktı, yürüdü, caminin güney cephesindeki yoldan geçerken namaz saatini bekleyen beş, altı kişiye selâm verdi. Oradakiler başlarını eğdiler, selâmını duymazdan geldiler…Bunun üzerine:<br> –Allah’ın selâmını verdik, duymadınız mı ?<br> –– …<br> ––Selamünaleyküm, dedi ve bekledi. Biraz önce olduğu gibi selâmını alan çıkmadı, yavaş yavaş dağılmaya başladılar. Arkalarından seslendi:<br> ––Neden benden kaçıyor ve konuşmuyorsunuz, size ne yaptım? Söyleyinnn! Bu yüksek tondaki seslenmeye kayıtsız kalmadılar. Oldukları yerde geri döndüler, kirli sakallı olanı öfkeyle cevap verdi:<br> ––Anasını, bacısını satan soysuzların yüzünü görmeye taammülümüz yok, anliyun mu? dedi. Bu sözün üzerine, daha yüksek bir ses tonuyla:<br> ––Anam ben çocukken rahmetli oldu, bacım da kardeşim de yok duydunuz mu? Nasıl böylesine saçma sözleri söylersiniz, camiye gireceksiniz, Allah’ın huzuruna duracaksınız; kimselere kötülük yapmadık, kul hakkı yemedik, gıybet yapmadık, yalan söylemedik, adem oğluna yardımcı olduk gibi dualar edeceksiniz. Birileri sizi kandırmış, ölmüş anamı ve olmayan bacımı sattığıma, Allah’ı inandırabilecek misiniz? Sözlerinin üzerine birkaç dakika ortam sessiz kaldı. İri yarı olanı:<br> ––Gasabamızdan def ol, belanı Allah’tan bul! dedi. Homurdanarak caminin kuzey cephesinde bulunan giriş kapısına yürüdüler. Donakalmıştı, korkuyordu, bacakları titreyerek, konuştuğu kaba kasabalıların ardından camiye girdi. Camidekilerin şaşkın bakışlarını görüyordu, kendisine bakanlara sağ elini göğsüne koyup, hafif tebessümle selâm veriyordu. Namazını kıldı camiden çıktı, işine döndü. Halide Edip’in Vurun Kahpeye romanındaki Aliye’nin linç edilişi, Asteğmen Kubilay’ın başının kesilişi aklına geliyordu, olumsuzluklardan kendini kurtaramıyordu. Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Onar Kutlar, Gaffar Okkan, Muammer Aksoy, Mustafa Yücel, Turan Dursun, Bahriye Uçuk, Cavit Orhan Tütengil, Necip Hablemitoğlu gibi değerli aydınlar, bilim adamları, gazeteciler suikaste uğramışlardı. Vatanın selâmeti için çabalayanlar öldürülürken arkadaki karanlık güçler keyif alıyorlardı. Kendisine saldırı olabilir miydi? Korkusunu yaşıyordu.<br> ––Allah’ım neler düşünüyorum? Korkularımı kimseye belli etmemeliyim, dedi. Birden valiye gitmek geldi aklına, vali:<br> ––Herhangi bir sorun yaşarsan yanıma gel, demişti. Bir yıl içinde emekliye ayrılacağını söyleyen vali, babacan tavırlı, hoş bir bürokrattı. Ya tersi davranırsa nasıl olurdu? Düşüncesi aklına takıldı, işi daha zor olurdu. Vali: ‘’Gel” demişti. “Gitmeliyim, sorunumu anlatmalıyım.” dedi içinden. Yolluk için vilayete gidince çekinerek valiliğe gitti, randevusu yoktu, vali görüşme isteğini kabul etti. Kasabada yaşadıklarını anlattı. Vali dinledikten sonra:<br> —Yarın başkanı ziyarete geleceğim, görüşürüz, dedi. Ertesi günü beklerken valinin tavrını merak ediyordu. Vali dediği saatte belediye gelmişti, Hüseyin’i çağırttı, içerde belediye başkanı, alay komutanı, üç muhtar, kasabanın ileri gelenleri vardı, herkes merakla ona bakıyordu. Vali oturmasını işaret etti, derin bir sessizlik oldu, vali:<br> —Kasabada devlet görevlisine sataşma, hakaret gibi suçlar işleniyormuş. Çalışanlarımıza hakarette bulunmak devletimize saldırıdır, bu böyle biline, diyerek Hüseyin’e:<br> —Memur bey, hakaret edenler kimlerdi? diye sordu. Memur Hüseyin şikayetçi olmayacağını söylediğinde vali ısrar etti, isimlerini bilmediğini fakat görürse tanıyabileceğini belirtti. Muhtarlardan bu kişileri bulmasını istedi, muhtarlar bir saat içinde altı kişi bulup getirdi. Gelenler korku içindeydi, titriyorlardı, yere bakıyorlardı. Vali kaşlarını çattı;<br> —Bana bakın, kaldırın kafalarınızı, bizim görevlilerimize hakaret etmeye nasıl cüret edersiniz? Sorusuna sessiz kaldılar. Vali, konuşun, dediğinde kirli sakallı olan:<br> —Sayın Valim, sizden, buradaki herkesten, Hüseyin Bey’den özür dileriz, dedi. Diğerleri de özür diledi, bunun üzerine vali:<br> —Söyleyeceklerimi iyi dinleyin; hakaret her zaman suçtur, yaptıklarınızdan Hüseyin Bey şikayetçi olmadı, ben de cahilliğinize veriyorum, çocuklarınız sizden utanmasın diye affediyorum. Bir daha benzeri olaylar olursa suça bulaşan herkes cezasını çeker, dedi. Vali yerinden kalktı, gideceğini söyledi, Hüseyin’I yanına çağırdı, kendisine bu çirkin durumu haber verdiği için teşekkür etti, arabasına bindi ve kasabadan ayrıldı.<br> Hüseyine öfke hiç bitmedi, validen korkularına seslerini, çıkaramadılar. Bazıları valinin emekli olacağı günü iple çekmeye başlamıştı bile.</p>



<p style="text-align:right">

 23/02/2023 İstanbul<br> Haluk YEŞİLTEPE

</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/beldenin-ofkesi/" target="_blank">BELDENİN ÖFKESİ</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/beldenin-ofkesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Mahkeme</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/mahkeme/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/mahkeme/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Apr 2021 14:37:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=796</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Koridorun bir köşesinde duvara yaslanmış, mübaşirin kendini çağırmasını bekliyordu. Mahkemeye ilk defa gelmişti. Bacakları zayıf bedenini zor taşıyordu, bu salonda olmaktan utanıyor, içinden: ”Allah’ım tanıdık kimseyle karşılaşmayayım.” diye dua ediyordu. Duvar tarafına yan dönmüştü, yemenisiyle yüzünü saklıyordu. Rahmetli eşi, yaşasaydı bu sıkıntı başına gelir miydi? Çıkardı babasının karşısına: “ Ne istiyorsun bizden?” derdi. Beş çocukla [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/mahkeme/" target="_blank">Mahkeme</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Koridorun bir köşesinde duvara yaslanmış, mübaşirin kendini çağırmasını bekliyordu. Mahkemeye ilk defa gelmişti. Bacakları zayıf bedenini zor taşıyordu, bu salonda olmaktan utanıyor, içinden: ”Allah’ım tanıdık kimseyle karşılaşmayayım.”  diye dua ediyordu. Duvar tarafına yan dönmüştü, yemenisiyle yüzünü saklıyordu. Rahmetli eşi, yaşasaydı bu sıkıntı başına gelir miydi? Çıkardı babasının karşısına: “ Ne istiyorsun bizden?” derdi. Beş çocukla dul kalmanın zorluğu tarif edilemezdi. Kayınbabasının ölçüyü kaçıran davranışları dayanılır gibi değildi. Kocasını kaybettikten sonra ne yapsa suç oluyor, ağza alınmayacak hakaretlere uğruyordu. Çevrede hatırı sayılır kişiliğe sahip kayınbaba gelinine ve torunlarına yardımcı olduğunu anlatmış, herkesi buna inandırmıştı. Herkes genç dul kadını saygısız olarak tanıyordu. Mahkeme kağıdını alınca neye uğradığını şaşırmıştı. <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Mübaşir mahkeme salonunun girişinde durup salondakileri göz gezdirip gür çatallı sesiyle sırası gelenleri mahkemeye çağırıyordu. Mübaşir kapıda belirince kalbi küt küt çarpmaya başlıyor, kendi adı okunmayınca derin bir nefes alıyordu. Bu rahatlama üç beş dakika sonra yerini yine korkuya bırakıyordu.  Mübaşir mahkeme salonunun kapısında belirdi, bu sefer adım okunacak galiba, dedi. Mübaşir, koridorda bekleyenleri şöyle tepeden bir süzdü, ağzı yırtılırcasına:                                                                                                                                   <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Bekir kızı Rahime Demir, diye seslendi. Genç kadın, sendeleyerek salona doğru yürümeye başladı, aklından binlerce düşünce geçiyordu: “Ya mahkûm olursa çocukları ne olacaktı, kim bakacaktı?”  Bacakları titriyordu, basma uzun eteği, zorla adımladığını saklıyordu. İçinden gelen bir sesle irkildi, her şeyi bir anda farklı düşünmeye başladı, analık duygusuydu bu:  <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Yavrularımı yalnız bırakmak mı asla! dedi içinden. Sendeleme yerini cesur adımlara bıraktı. <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Hâkim de Allah’ın kulu, anlatmalıyım gaynatamın huysuzluğunu, bana zulmünü, dedi. Mübaşirin gösterdiği yere geçti, kendinden emin dikildi hâkimin karşısına. Hâkimle göz göze geldi, soru sormasını bekliyordu,  Hâkim burnunun üzerinde duran okuma gözlüğünü eline alarak, <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Kızım kayınpederinin bahçesini kesip neden tarla yaptın? Genç kadın bu soru üzerine rahat bir nefes aldı, bu sorunun cevabına hazırlanmıştı, soruya cevaplamadan soru sordu: <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Hâkim bey, kaç evladınız var? Bu soru hâkimi şaşırttı, alışık olmadığı bir durumdu, sinirlenerek, <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Sen soru sormayacaksın, benim sorularıma cevap vereceksin, dedi. Rahime bir an sessiz kaldı, bozuntuya vermeden, <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Haklısınız, soru sormamam gerekiyordu, affediniz kabalığımı, evlatlarımı bakmak zorunda olduğum için bahçeyi kesmek zorunda kaldım. Gocamı kazada kaybettim, beş çocuğumla dul kaldım. Gaynatamın gocama gösterdiği iki dönüm arazinin içinde ev yaptık, yuva kurduk. Gocam balığa çıkar, geçinir giderdik. Gocam rahmetli olunca hiçbir gelirimiz kalmadı. Gaynatam bahçenin ürünlerini kendi topladı, bize vermedi. Evin yanında birkaç yüz metre karelik tarla yapmama razı oldu. Beş çocukla nasıl geçinecem dedim, hâkim bey? gaynatamın müsaadesiyle kestim bahçayı, tarla yaptım; fasile, bostan, domates, batlıcan yetiştirdim, sattım parasıyla çocukların eksikliklerini aldım. Napim hâkim bey, Allah kimseyi dara düşürmesin. Gaynatam tarladan kazandığım paranın yarısını istedi, veremedim, çünkü yetişmedi, bana kızıp hesaplaşacaz senle, dedi.  Mahkemeye verdi. Hâkim genç kadına, <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —İzin istedin mi, tarla yapmak için?  <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Az önce de söledim, helbette, yarı yarıya bölüşmek şartıyla anlaştık, fakat sözümü tutamadım, başka borçlarım vardı, önce onları verdim, gaynatama olan borcumu ödeyemedim. Marul, soğan diktim; satıp gaynatamın borcunu ödicem, torunlarını aç koymadım, buna binlerce şükrediyum. Sözümü yerine getirememin helbette cezası vardır, adaletinize güveniyum hâkim bey! dedi, hâkimin ağzından çıkacak sözleri beklemeye başladı. Hâkim birkaç dakika sessiz kaldı, kayınpedere işaret ederek, <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Gelinin bahçeyi müsaadenle kesmiş, doğru mu? <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Eeeeevet, dedi, kayınpeder.  <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Razı olduğun halde neden şikâyet ettin? <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Paramı vermedi ondan. <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Tarım alanına zarar vermek konusunda dava açtın, dedi. Hâkim kayınpedere çok kızmıştı, mahkemeyi meşgul etmenin doğru olmadığını, bir daha yaparsa bunun affedilmeyeceğini anlattı. Geline dönerek, <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; —Kızım aferin sana. Bu memlekette senin gibi kocaman yürekli analar var oldukça evlatlarımız güven içinde kimseye muhtaç olmadan büyüyecekler. Ne kadar güzel çalışmadır ki iki dönüm tarlayla çoluk çocuğa yetmek, önceden kalan borçları ödemek. Marullar, soğanlar yetişince unutma bir müşterin de benim, dedi. Rahime Gelin salondakilerin hayran bakışlarının farkında değildi; utanarak, çekinerek girdiği salondan gururla ayrılırken Hâkime, savcıya ve kâtibe dua ediyordu.</p>



<p style="text-align:right">29/08/2020- BULANCAK<br>Haluk YEŞİLTEPE</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/mahkeme/" target="_blank">Mahkeme</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/mahkeme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Güçlü Olmak</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/guclu-olmak/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/guclu-olmak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 02 Dec 2019 08:53:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül 1980 sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü olmak]]></category>
		<category><![CDATA[hayallerin yok edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele etmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=278</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Uzun bir yolculuğun ardından Kadriye, Millî Eğitim Bakanlığına ulaşmıştı. Bakanlığın giriş kapısının önü geniş bir alandı. Burada okul arkadaşlarıyla karşılaştı. Arkadaşlarına atama çağrıları gelmişti, ama Kadriye’ye çağrı ulaşmamıştı. Tarif edilemez duygular içindeydi. Çağrı neden gelmemişti? Anlam vermiyordu. Avluda arkadaşları özlem gideriyordu, kafası karmakarışıktı. Sevdiği arkadaşları ona ilk defa sıkıcı gelmişti, onların söylediklerini dinlemeden onaylıyordu. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Avludan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/guclu-olmak/" target="_blank">Güçlü Olmak</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Uzun bir yolculuğun ardından Kadriye, Millî Eğitim Bakanlığına ulaşmıştı. Bakanlığın giriş kapısının önü geniş bir alandı. Burada okul arkadaşlarıyla karşılaştı. Arkadaşlarına atama çağrıları gelmişti, ama Kadriye’ye çağrı ulaşmamıştı. Tarif edilemez duygular içindeydi. Çağrı neden gelmemişti? Anlam vermiyordu. Avluda arkadaşları özlem gideriyordu, kafası karmakarışıktı. Sevdiği arkadaşları ona ilk defa sıkıcı gelmişti, onların söylediklerini dinlemeden onaylıyordu. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Avludan Güven Parktaki güvercinleri seyre dalmıştı. Hava soğuktu, üşümüştü güvercinler, karınlarını doyurmak için uçuşuyorlardı. Buğday satan yaşlı adama takıldı gözleri, arkadaşlarına hiçbir şey söylemeden yanına gitti, buğday alıp güvercinleri yemledi. Daldı gitti uzaklara; yaşamak uğruna verilen mücadeleyi değerlendirdi, zorlukları düşündü bir de kendi çıkmazını. Hayalleri büyüktü, idealistti, çocuklara bilgiler verecekti. Yanına gelen arkadaşları söze nasıl başlayacaklarını bilemiyordu, kelimeler boğazlarında düğümleniyordu. Teselli sözleri içindeki soğuk fırtınaları durduramıyordu. Gözleri dolmuştu, arkadaşlarına sırtını dönerek yalnız kalmak istediğini belirtti. Kendi dünyasında kalakaldı, titriyordu soğuktan, elleri uyuşmuştu. Saatine baktı, mesai başlamıştı. Oturduğu banktan kalktı, bakanlığın giriş kapısına doğru yürüdü. İçeri girdiğinde görevli, alanlara göre kuranın çekileceği saati ve yeri bildiriyordu. Kendisine telgraf gelmediğini söylediğinde Personel Atama Genel Müdürlüğüne yönlendirildi. Müdürlüğe çıktı, genel müdür yardımcısının adı dikkatini çekti. Lise matematik öğretmeninin adıydı, tesadüftür diye düşündü. Sekreter genel müdürün ve yardımcılarının kura çekimine gideceklerini belirtti, bugün görüşmesinin mümkün olmayacağını söyledi. Bunun üzerine geriye bakarak yürümeye başladı. İçinde bir umut vardı, belki kapı açılır, derdini söyleyiverirdi. Düşündüğü gibi olmadı, bakanlığın önünde buldu kendini. “Madem yetkililer kurada olacaklar, orada beklemeliyim” düşüncesiyle kuranın çekileceği okula gitti. Bütün adaylar kura çekmeye girdi. Kadriye dışarda tek kaldı. Okulun karşısında bulunan bir kafede oturdu, bekledi. İlkindi vaktine yakın adaylar, sevinç içinde çıktılar. Kuralarını çekip görev yerlerini öğrenmiştiler. Gidecekleri yerlerle ilgili konuşuyorlardı. Oysa sınıfın başarılı öğrencisiydi, görev alıp alamayacağını bilemiyordu. 12 Eylül’den hemen sonra başlayan güvenlik soruşturmasına mı takılmıştı? Düşünmek dahi istemiyordu, olaylara hiç karışmamıştı. Okulun kapısında bekledi, bir yetkili çıktı. Kendi öğretmeni tahmin ettiği Genel Müdür Yardımcısını sordu, birazdan çıkacağını öğrendi. İçinden öğretmeni olması için dua ediyordu, hiç olmazsa atanamamasının gerekçesini yetkili bir ağızdan öğrenecekti. Birkaç dakikalık bekleme çok uzun gelmişti. Dışarı çıkan matematik öğretmeniydi. Çok sevindi. Karşısına dikildi öğretmeninin, tanıyıp tanımadığını sordu, öğretmeni öğrencileri numaralarını aklında tutardı:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─ 275 Kadriye, çok sevindim seni gördüğüme kızım, hoş geldin.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─ Hoş bulduk hocam, dedi. Durumu anlattı, bakanlığa gitmek için yola koyuldular. Yolda giderken öğretmeni sekiz yıl önce tayin olup Ankara’ya geldiğini, üç yıl önce de bakanlığa atandığını anlattı. Bakanlığa girdiler, öğretmeni sekreterinden başvuru dosyalarını istedi. Dosyalar geldi, öğrencisinin başvurusunu buldu ve belgeye eklenen 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun 48. Maddesi b fıkrasına göre ataması uygun görülmemiştir yazısını okudu. Bu madde kurumun aradığı niteliği taşımamaktı. Bu durumu hayallerinde öncü olduğu öğrencisine söylemek çok zordu, derin bir hüzünle söyledi. Bu dönemde atanmasının mümkün olamayacağını belirtti,</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─ Siyasal döneme geçildiğinde görevine başlayabilirsin, dedi. Siyasi dönemin ne zaman geleceği belli değildi. Öğretmenine verdiği bilgilerden dolayı teşekkür etti, müsaade istedi, vedalaşıp bakanlıktan çıktı. Dışarı çıktı, hava çok soğuktu, fakat soğuğu hissetmiyordu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Morali çok bozulmuştu, neden sakıncalı olmuştu? Çözemiyordu. Okul günlerini gözden geçirdi, yaptığı herhangi bir yanlış bulamadı. Kızılay’ın caddelerinde yürürken haksızlığa uğramayı sindiremiyordu. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Umutlarını yok eden bu dönem elbet sona erecekti. Derin yarasını iyileştirmesi gerekiyordu. Güçlü olmalıydı, dimdik ayakta durmalıydı. Engeller her zaman olacaktı, mücadeleden asla vazgeçmeyecekti. Bu düşünceler rahatlatmıştı genç kızı. Arkadaşlarıyla sözleştikleri yerde buluştular, bir müddet sohbet ettikten sonra:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─ Otobüsüm kalkacak arkadaşlar, Allahaısmarladık, dedi. Kalktı, terminale gitti. Memleketinde atamasının yapılmayışını anlatmak zor olacaktı, kendi kendine:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Her gecenin bir sabahı var kızım, dedi.</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/guclu-olmak/" target="_blank">Güçlü Olmak</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/guclu-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Başarı</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/basari/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/basari/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 Oct 2019 18:41:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=161</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;İkinci dönemin ilk haftasıydı, öğretmen tahtada işlem yapıyordu. Gözleri sessiz, iyi huylu, dersleri zayıf olan Ali’ye takıldı. Her zaman olduğu gibi öğrencisi dalgındı. Öğretmen, dersi anlayıp anlamadığını sordu. Ali anlamadım, kendimi derse veremedim diyemezdi. Biliyordu ki arkadaşları dalga geçeceklerdi. Başına ağrılar giriyordu soru sorulduğunda. Sessizce anladığını söyledi. Bunun üzerine öğretmen anlatmasını istedi. Tahtaya çıktı, heyecandan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/basari/" target="_blank">Başarı</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;İkinci dönemin ilk haftasıydı, öğretmen tahtada işlem yapıyordu. Gözleri sessiz, iyi huylu, dersleri zayıf olan Ali’ye takıldı. Her zaman olduğu gibi öğrencisi dalgındı. Öğretmen, dersi anlayıp anlamadığını sordu. Ali anlamadım, kendimi derse veremedim diyemezdi. Biliyordu ki arkadaşları dalga  geçeceklerdi. Başına ağrılar giriyordu soru sorulduğunda. Sessizce anladığını söyledi. Bunun üzerine öğretmen anlatmasını istedi. Tahtaya çıktı, heyecandan yüreği küt küt atıyordu, yer yarılsa da içine girsem diyordu içinden. Beti benzi atmıştı, gözleri karardı tahtanın önüne yığılacak gibi oldu. Öğretmen:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Ali iyi misin?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Gözüm kararıyor öğretmenim, dedi. Öğretmen öğrenciyi yerine oturtup su içirdi, Ali rahatlamıştı.&nbsp; Bazı arkadaşları sessizce:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Bilemedin numaracı tembel, tembel! dedi. Öğretmen durumu fark edip susmalarını belirtti. Öğrenciler sustular susmasına, ama öğretmenden gizlice kaş göz edip Ali’yi sinirlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Bu doyumsuz bir zevkti, ne kadar da eğlenceliydi. Teneffüse çıkıldı. öğrenciler Ali’yle dalga geçmeye başladılar:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Numaracı bilemedin, bayılma numarası yaptın.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─… </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Susarsın tabi tembel, tembel! Ali bu dayanılmaz durum karşısında kendini zor tuttu, saldırılara aldırmadan dayandı. Kararını vermişti, kendini rahatsız eden sınıf arkadaşlarına susarak, onların söylediklerine kayıtsız kalarak tepkisini gösterecekti. Bazılarının omuz atmasına da sessiz kaldı. İçinden:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Sizler yaptıklarınıza pişman olacaksınız elbet, dedi. &nbsp;Eve varınca derslerine çalışmaya başladı, yemek saati geldiğini fark etmedi. Dedesi haber dinliyordu, babaannesi yemek hazırlıyordu. Annesini bebekken kaybetmiş, babası evlenmişti. Bu nedenle dedesinin yanında kalıyordu. Dedesi Ali’nin nerede olduğunu sordu, babaannesi:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Odasındaydı, dedi.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Yemek hazır oğlum, haydi yemeğe, diye çağırdı. İçeri girdi, sofraya oturdu, yemeğini yedi:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Ders çalışacağım, babaanne beni sabah namaza kalkınca kaldırabilir misin? </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Elbette kaldırırım oğlum, dedi babaannesi.&nbsp; Dedesi şaşırmıştı, torununda ilk defa ders çalışma isteği görmüştü, çok keyif almıştı. Dede ve babaanne torununun üzerine titriyor, ders çalışma konusunda tek bir şey söylemiyorlardı. Herkes kendi işini yapmalı düşüncesindeydi iki yaşlı, bu düşüncelerinde de inatçıydılar. Ali dedesiyle ve babaannesiyle yaşamaktan mutluydu. Odun közüyle dolu mangalı alıp odasına çekildi, ders çalışmaya başladı. Bu çalışması bir ay kadar sürdü. Karnesinde altı dersi zayıftı, hepsinden yüksek puan almaya yemin etmişti. İlk zamanlarda ders çalışırken zorlanmıştı, konular birbiriyle bağlantılı olduğundan sene başındaki konulardan çalışmaya başladı, çalıştıkça hiçbir şey bilmediğini fark etti, öğrendikçe mutlu oldu. Her gün beş altı saat ders çalışmadan yatmadı. Sınav zamanları iki üç saat uyudu. Babaannesi:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Oğlum yatsana, bu saate kadar çalışma olur mu?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Babaanne konum bitince yatacağım, sen yat uyu, beni erkenden kaldırırsın, derdi çoğu zaman. Gayretleri sonuç verdi,&nbsp; ders konularını öğrenmeye başladı, &nbsp;bildiklerini anlatmak için parmak kaldırmadı, öğretmenlerine ilginç sorular sordu. Sorular karşısında öğretmenleri şaşırırdı, sorulanlar konuyu çok iyi bilenden gelebilirdi ancak. Derse çalışıp çalışmadığını soranlara sessiz kaldı. Sınıf arkadaşları bu tutumuna anlam vermekte zorlandılar, &nbsp;saldırgan davranışlarından vazgeçtiler. Yazılılar başlamıştı, bütün sorular kolay geliyordu, 15-20 dakikada soruları çözüyordu. Sınav sonuçları açıklanınca altı şubede bütün derslerden en yüksek puanı aldı. Okulun ünlü öğrencisi oldu. Arkadaşları bilmedikleri soruları Ali’ye sordu, soruları çözdükçe daha iyi öğrendiğini fark etti, yardım isteyen arkadaşlarını çalıştırdı, bundan keyif aldı. Dedesinin ve babaannesinin verdiği desteği çok önemsedi, çünkü kendisini üvey  anne eline bırakmamışlardı. Kendine verilen desteği arkadaşlarına ders vererek ödediğine inanırdı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Kendisiyle gırgır geçenlere karşı yine sessizdi. Okul müdürü İstiklal Marşı töreni sırasında Ali’yi yanına çağırdı, başarısından dolayı tebrik edip, ayın başarılı öğrencisi belgesini &nbsp;verdi, duygularını açıklamasını istedi, heyecanlıydı, mikrofonu eline aldı:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Sayın Müdürüm, Saygıdeğer Öğretmenlerim ve Sevgili Arkadaşlarım, bir öğrencinin en mutlu günü böyle olur herhalde. Arkadaşlarımdan bazıları derslerim zayıfken dalga geçtiler, onlara kırgınlığım elbette sürmeyecek. Bir şartım var: Kendiniz için istediğinizi arkadaşlarınıza veriniz ki sizlerle dost olayım. Başarının sırrı olumlu düşünmek ve çalışmak, herkese teşekkür eder, iyi hafta sonları dilerim, dedi. Alkışlandı, sırasına geçti, gururla, vatan aşkıyla İstiklal Marşı’nı söyledi.</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/basari/" target="_blank">Başarı</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/basari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Şantiyede Geçen Tatil</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/santiyede-gecen-tatil/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/santiyede-gecen-tatil/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Oct 2019 18:37:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[kazanç]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[şantiye]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=159</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Tatil başlamıştı, arkadaşlarla buluştuk, eğlenmek ve gezmek istedik. Kararımızı vermiştik, bir gün sonra eğlenecektik. Babamdan para istedim, günlük harçlığımı verdi: &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;─Yetmez, bu para &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;─Neden yetmez? &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;─Denize gideceğiz, yemek yiyeceğiz, yanında da bir şeyler içeceğiz, dedim. Babam verdiği harçlığı istedi. Ben daha fazla vereceğini düşünerek geri verdim. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;─Aha sana para, diye el işareti çekti. Önce şaka [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/santiyede-gecen-tatil/" target="_blank">Şantiyede Geçen Tatil</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Tatil başlamıştı, arkadaşlarla buluştuk, eğlenmek ve gezmek istedik. Kararımızı vermiştik, bir gün sonra eğlenecektik. Babamdan para istedim, günlük harçlığımı verdi:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Yetmez, bu para</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Neden yetmez?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Denize gideceğiz, yemek yiyeceğiz, yanında da bir şeyler<br>
içeceğiz, dedim. Babam verdiği harçlığı istedi. Ben daha fazla vereceğini<br>
düşünerek geri verdim. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Aha sana para, diye el işareti çekti. Önce şaka yaptığını<br>
sanmıştım.&nbsp; Arkadaşlara rezil olacağımı<br>
dile getirdim, fakat fayda etmedi:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Benim paramla eğlenemezsin, kendin kazan istediğin gibi<br>
harca, dedi. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Babama yalvarmam sonucu değiştirmedi.<br>
İnşaatta çalışmamı söyledi. Arkadaşlarla buluştuk, hepsi benim gibiydi. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ertesi gün<br>
dayımın inşaatına gidip çalışmaya başladım. Dayım beni işçilerden farklı<br>
görmüyordu, oysa çocukken onun göğsünde uyurdum. İçimden dayıma ve babama çok<br>
kızıyordum. Birkaç gün çalışıp kazandığım parayı harcayacaktım. Benim hesaplar<br>
tutmadı, dayım istihkak almadığını söylüyor: </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Paraya ne ihtiyacın var? Sana bakkal, manav, kasap<br>
gösterdim, ihtiyacın olanı al hesabıma yazdır, dedi. Çaresiz çalıştım,<br>
şantiyede bütün işler üzerime yıkıldı. İnşaata giren tüm malların; alımı, stok<br>
durumu. İşçilerin devam, devamsızlıkları. Nakliye. Kısacası dayımın yokluğunda<br>
inşaatın yönetiminden sorumluydum. Tatil yapmayı hayal ederken yoğun bir<br>
çalışma ortamının içinde buldum kendimi. Haftada bir gün tatil vardı; bu<br>
tatilleri de değerlendiremedim, çünkü dayım mutlaka bir iş bulurdu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Okulun açılmasına iki gün kalmıştı, dayımın<br>
gelmesini bekliyordum. Alacağım ücretin toplamı 4500 liraydı. Akşama doğru dayım<br>
geldi:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Seni yolcu edeyim, dedi. Beş yüz lira verdi. Ne diyeceğimi<br>
bilemiyordum. Sinirden kızarmıştım, kızdığımı fark eden dayım :</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Unutuyordum oğlum, ücretini hesabına yatırdım. Her ayın<br>
birinde eşit taksitlerle hazirana kadar alacaksın, bu kadar para üzerinde<br>
olmaz, dedi. Hesap cüzdanını elime sıkıştırdı. İnşaatla ilgili bilgileri<br>
verdim. Cüzdanı açtım, gözlerime inanamadım. Alacağımın iki katı hesabıma<br>
yatmıştı, dayım işçilere bir şeyler anlatıyordu, &nbsp;gülümseyerek:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Neden şaşırdın, yanlışlık mı, var?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Hayır dayı fazla yatırmışsın, beş yüz verdin hesapta dokuz<br>
bin var.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Sana çift yevmiye yazdım, çünkü işin ağırdı, şantiyenin tüm<br>
yükünü sen taşıdın, beş yüz lira harçlığın güle güle harca, bu öğretim yılında<br>
kimseye muhtaç değilsin, dedi. Sevincimden dayımın boynuna sarıldım. Dayım:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Bekle otogara seni götüreyim, biraz sonra çıkacağım, dedi.<br>
Arabaya bindik, otogarın yolunu tuttuk. Yolda giderken dayım üniversite<br>
anılarından söz ederek bana tavsiyelerde bulunuyordu. Para kazanmanın keyfini<br>
yaşıyordum. Şantiye- otogar arası yakındı,10 dakikada vardık. Babam terminalde<br>
beni bekliyordu:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Oğlum yarın gidebilirdin neden acele ettin?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Baba yarın ders kayıtlarını yaptıracağım, gitmem gerekiyor,<br>
dedim. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Babamla<br>
ve dayımla vedalaşıp otobüse bindim. Eğlenme hayalim bir yıl sonraya kalmıştı. Üç<br>
aylık yaz tatilinin yorgunluğundan derin bir uykuya dalmışım, muavinin<br>
omuzlarıma dokunup beni uyandırdı:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Kalk birader geldik, dedi. Otobüsten inip okula doğru<br>
yürüdüm.</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/santiyede-gecen-tatil/" target="_blank">Şantiyede Geçen Tatil</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/santiyede-gecen-tatil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
