100 Puan

       Öğretmen zarfların cümledeki görevlerini anlatmıştı. Konunun anlaşılıp anlaşılmadığını anlamak amacıyla tahtaya bir cümle yazdı, zarfların altını çizdi. “Yazdığım mektubu zarfa güzelce yerleştirdim, iki üç saat sonra da postaladım.” Öğretmen:
       —Cümlesinde geçen zarfların çeşidini kim belirtecek? dedi. Derslerle pek ilgisi olmayan Abdi, istekle parmak kaldırdı. Öğretmen Abdi’yi kaldırarak,
       — Soruyu doğru cevaplarsan 100 puan alırsın, Abdi sevinçle:
       — “Güzelce” zarfı; çiçekli ve kalpli aşk zarfıdır, “iki saat sonra” zarfı; geciktiğim için kusura bakma anlamında sarı renkli resmi zarftır, hocam.
-Böyle bir şey anlatmadım.
       — Yaşamayan anlatamaz, 100 puanımı unutma hocam!

Oldukça zor günlerden geçiyoruz. Evde kalmak, sağlık için çok doğru bir karar, fakat ekonomik açıdan bakıldığında sıkıntı kapıları çalıyor...

Yarınlara Yürümek (14) Virüs İstilası

11.04.2020
Ataşehir

      Sevgili Öğrencim,
      Yazışmalarımız yoğun çalışmamdan dolayı aksadı. Telefonla haberleşmemiz bunda etken oldu. Dünyayı sarsan korona salgınını ve bu salgının insanlarda oluşturduğu derin izleri yazmalıyım dedim. Düşüncelerimi, duygularımı öğrencimle paylaşırsam nezaket borcumu ödemiş sayılırım, diye içimden geçirdim. Umarım yanılmamışımdır.
      Okullarda eğitim ve öğretime ara verildi, yarı zamanlı çalışma ve izine ayırma uygulandı, insanlar arasına sosyal mesafe koyuldu, toplu taşımada yolcu azaltıldı, alışveriş noktalarında 1,5 m aralarla duruldu, maske takıldı, eldiven giyildi, sokağa çıkma yasağı uygulandı, bazı evler ve yerleşim yerleri karantina altına alındı; lokantaların, kahvelerin, çay ocaklarının, berber salonlarının hizmetlerine ara verildi. Bu önlemler hastalığın yayılışını elbette azaltabilir. Her toplumda olduğu gibi bizde de kurallara uymada sorun çıkıyor. Kurallara uyulmaması ve önlem eksikliği salgını büyüttü. Çin’de aralık ayında başlayan salgın, dört ayda dünyayı ele geçirdi. Bilim adamları korona virüsüne dur demede şu an çözüm üretemiyor.
      Oldukça zor günlerden geçiyoruz. Evde kalmak, sağlık için çok doğru bir karar, fakat ekonomik açıdan bakıldığında sıkıntı kapıları çalıyor. Toplum her yönden bir travma yaşıyor. Bu yarayı sarmamızda bilim adamlarının önerileri dikkate alınmalı. Samsun’da öğretmenlere yaptığı konuşmada : “Dünyada her şey için; uygarlık için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit ilimdir; fendir.” diyen Atatürk, 96 yıl önce söylediklerini ciddiye aldık mı, almadık mı? Sonuçlar açıklandıkça cevabı bulacağız.
      Dilerim ki ülkem ve dünya korona virüsünden çabuk kurtulur. Sonuçlar şu anda bile çok ağır, ilerisini aklıma getirmemeye çalışıyorum. 23 Nisan TBMM’nin kuruluşunun 100.yılı, bu seneki bayram evlerde kutlanacak, izlenimlerini benimle paylaşırsan mutlu olurum. Dikkatli ol, kurallara dikkat et. Sağlık dolu günler senin ve tüm insanlığın olsa güneş ne güzel doğar. Sevgilerimle…

Öğretmenin

İnternet Uyutmaz

Öğrenci matematik dersinde,
Dalgın mı dalgın, sanki uykuda.
Öğretmen öğrencisini fark eder,
İlgisini derse çekmek ister:
— Bir soru sorayım, yüz puan al,
Öğrenci sağa sola bakarak:
— Kazık sorma, olsun kaymakla bal,
Öğrencisine gülümseyerek:
— Ders yılı tam otuz altı hafta,
— Haftalık iş günü beş, ne eder?
Öğrenci bir gerinir, bir esner,
Cevabında kendinden çok emin:
— Gayet basit otuz altı hocam.
Öğretmen şaşkın “Nasıl anlat?” der.
-Her gün uykudasın diyen hocam;
Yasak olmadığı internetin,
Tek günüm Pazar, uyanık olan,
Otuz altı gün etmez mi hocam?

Atatürk “ Unutmayınız ki cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir… Gerçek zaferi siz, öğretmenler kazanacaksınız. Bunu başaracağınızdan kuşkum yoktur.” sözüyle öğretmene ne kadar değer verdiğini açıklamıştır. Bu kutlu meslekte insan zengini olan öğretmenimin ve tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Gününü kutlarım.

Yarınlara Yürümek (13) Öğretmen Günü

23.11.2019

      Saygıdeğer Öğretmenim,

      “Elime kalem verince,
      Güneşi çizdim her yere.
      Okumayı öğrenince,
      Uygarlığı yaydım herkese.”

       Yazıma sizin dizelerinizle başlamak istedim. Dizelerinizde belirttiğiniz gibi yetişmemde, verdiğiniz emekler, düşüncemin gelişmesini ve yaşantımın nitelikli olmasını sağladı. Teşekkür ederim öğretmenim.
       Öğrencilerinizin yetişmesi için gösterdiğiniz çabayı takdirle karşılıyorum. Onları sosyal, kültürel ve bilimsel mevkilerde görmek istediğinizi biliyorum. Bu isteğiniz İnşallah gerçekleşir. Gelecek nesilleri yetiştiren saygıdeğer öğretmenlerimizi; dertten uzak, mutlu bir yaşam içinde, sorunları çözümlenmiş olarak görebilmek arzusu içindeyim. Öğretmen, dinimiz açısından da anne, babadan sonra saygı gösterilmesi gereken kişidir. Bunun nedeni bireyin yetişmesinde öncü olmasıdır. Atatürk “ Unutmayınız ki cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir… Gerçek zaferi siz, öğretmenler kazanacaksınız. Bunu başaracağınızdan kuşkum yoktur.” sözüyle öğretmene ne kadar değer verdiğini açıklamıştır. Bu kutlu meslekte insan zengini olan öğretmenimin ve tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Gününü kutlarım.
       Sonsuz saygılarımla selam eder, kalem tutan ellerinizden öperim.

Öğrenciniz

Kar

      Esenli’de ikinci yılımı çalışıyordum. Kışın en çetin günleriydi, kar sürgün yağıyordu. Dışarıda yürümek donma tehlikesiyle burun buruna gelmekti. Karın ağza dolması, burun içinde oluşan buz nefes almayı zorlaştırıyordu. Gözleri açmak mümkün değildi. Elektrikler fırtınadan kesilmişti, onarılması hava şartlarının düzelmesiyle gerçekleşecekti. Akşam olmuştu, saat altı gibiydi. Kızım Fatma Ekin ve Selçuk mumun cılız ışıklarından yararlanarak duvarda çeşitli figürler oluşturuyorlardı.

      Kapı çaldı, yeğenim Selçuk (Yanımda kalan, 7. Sınıf öğrencisiydi.) kapıya baktı, beni çağırdı. Üç öğrencim karşımdaydı,

      ─ Hocam size sığınmak zorundayız, köye gidemedik, tipiden nefes alamıyoruz, dediler. İçeri buyur ettim. Üçü de titriyordu. Öylesine ürkektiler ki kanepenin bir köşesine sıkıştılar. Çocuklar Çamurlu Köyü’ndendi, 6 km. mesafedeydi. Neden bana geldiklerini sorduğumda, kendilerine yakın bulduklarını, belirttiler. Eşim çocuklara yemek hazırlamaya başladı. Beldede yiyecek bulmak sıkıntılıydı. Alışveriş için Sorgun’a giderdik. Yol kapanmıştı. Eşim evde bulunan yiyeceklerden sofra hazırladı. Sofraya oturduk, çocuklar utanıyorlar yiyemiyorlardı. Eşim yemekleri beğenmediklerini düşünerek,

      ─ Annelerinizin yemekleri kadar güzel olmayabilir, beğendiniz mi çocuklar?

      ─ Beğendik hocam, çok güzel yapmışsınız, bu yiyecekleri ilk defa yiyoruz, isimlerini bile bilmiyoruz, annemim bildiği yemek çok az.

      ─ Annen ne yemeği pişirir?

      ─ Patates, bulgur pilavı, katık başka yemek bilmeyiz hocam, dediler. Eşimle göz göze geldik, sofradaki yiyecekleri bitirmelerini söyleyip sofradan kalktık. Peşimizden 4 yaşındaki kızım ve yeğenim de kalktı, çocuklar kalkmak isteyince eşim,

      ─ Siz yemekleri bitireceksiniz, biz siz gelmeden yemiştik, dedi. Aslında yememiştik. selçuk’un, Ekin’nin ve eşimin gözleri dolmuştu. Çocukların yanından çıkıp oturma odasına geçtik. Mutfaktan tabak seslerini işitince, eşim mutfağa geçti. Çocuklar sofrayı topluyordu, eşim oturmalarını söyleyip geride kalan işleri yaptı. Köyün diğer öğrencileri buğday ofisinde bekçinin yanında kalmışlardı. Öğrenciler çok sıkılıyorlardı, ailelerinin bütün gece uyuyamayacaklarını biliyorlardı. Analarının ağıtlar yakıp bütün gece üzülmesi onları derinden yaralıyordu. Nasıl meraklanmasınlar? Evlat bu, kolay mı büyütmek? Evde yatağımızda yoktu, bitişiğimizde oturan ev sahibimizden yatak aldık. Yattık, sabah altıda uyandım, fırtına kesilmişti, karın yağması durmuştu. Çocuklar uyanmıştı. Kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Evde su yoktu, çeşme eve yakındı. Su alayım diye kapları alınca Metin adlı öğrencim, Selçuk kapları elimden kapıp suya gittiler. Kahvaltımızı yapıp okula gittik.

      Okul üç gün tatil olmuş, mutemet ek dersi yapıp onaya götürdüğünde haberimiz oldu, o yıllarda cep telefonu yoktu. Öğleye doğru öğrencilerin babaları yolu küreklerle açarak gelmişlerdi. Çocuklarını sağ salim görünce yanaklarından damlayan gözyaşlarını saklayamadılar. Çocuklarını alıp çıktılar, on dakika sonra veliler geri döndüler, neden olduğunu anlamaya çalışırken içlerinden biri bana öyle sarıldı ki şaşırmıştım. Yerimde kim olsa aynısını yapardı dememe rağmen minnet duygusuyla teşekkürlerini sundular.

Öğrenci derste bazen fıdık çalıp oynar, bazen yerlere yatıp şınav çeker, ara sıra lavaboya gider, kimi zamanda şarkı ve türkü söyler.

Sen Nereden Bileceksin?

Öğrenci derste bazen fıdık çalıp oynar, bazen yerlere yatıp şınav çeker, ara sıra lavaboya gider, kimi zamanda şarkı ve türkü söyler. Öğrenciler derse motive olduğunda garip sesler çıkarır, sınıfı gürültü ortamına sürükler. Öğretmen bu davranışları yapmaması gerektiğini sabırla anlatır. Çabası işe yaramaz. Öğrenciye daha fazla dayanamaz sesini yükselterek,
─Yaptıkların doğru mu?
─Elbette öğretmenim.
─Neye dayanarak doğru buluyorsun?
─Yetenekli ve zeki oluşuma dayanarak.
─Böyle olduğunu nereden biliyorsun?
─Annem, babam söylüyor.
─Annen, baban senin özelliklerini ortaya koyan bir uzman mı?
─Hayır, babam marangoz, annem ev hanımı.
─Demek uzman değiller.
─Uzman olması şart mı öğretmenim? Annem ,babam her şeyi bilir, sen nereden bileceksin ki…

Teşekkür Ederim

      Öğretmen tahtaya şu cümleyi yazar. Babam yüzünü yıkıyordu: “Masanın üzerine yüz lira koydum alır mısın?” dedi. Cümlesinde altı çizili kelimeleri anlam ilişkileri açısından belirtiniz.
      Salim düşünür, parmak  kaldırır. Öğretmen:
      ─Salim, cevapla
      ─Hocam,tabi alırım, derdim. Çok teşekkür ederim babacığım, derdim.

Deprem

      26 Eylül 2019 günlerden Perşembe 7/D sınıfında dersteyim. Yerden gelen bir gürültü duydum, tuhaf bir gürültü. Öğrencilerimle göz göze geldim. Sallanmaya başladık, öğrenciler donup kalmıştı. Yardım isteyen 35 taze fidan vardı karşımda. Çocuklar sıraların yanlarında cenin vaziyeti alalım, dedim. Ben de masanın yanında korunma vaziyeti almak istedim ama birkaç öğrencim panikleyince onlara korunma vaziyeti aldırdım. Öğrencilere yaşam üçgeninde yerlerini aldırırken kendim sarsıntının son anında yaşam üçgeninde yerimi alabildim. Saniyelerle yarışıyorsun, kaybedilecek her saniye minik canları verir kara toprağa. Durdu sarsıntı.

      Toplanma alanında yerimizi almak için sınıftan çıktık. İnerken merdiven başlarını kontrol eden Okul Müdürümüz Engin Akbal, Müdür Yardımcımız Nazan Polat olağanüstü çaba harcadılar.

      Toplanma alnındaydık. Buradaki durum içler acısıydı, kimi öğretmenlerine sarılıp ağlıyordu, kimi fenalaşıyordu. Öğrencileri sakinleştirmeye çalışırken ailelerimizi arayamadık. Eşim, kızlarım ve damadım benden haber alamayınca endişelenmişler. Öğrencileri öğretmen arkadaşlarımızın gayretleriyle sakinleştirebildik. Ardından ailelerimizi aradık, telefonlar çalışmıyordu. Aklıma WhatsApp geldi. Şükürler olsun herhangi bir sıkıntı yoktu. Bu doğal afeti hiçbir öğrencimizin burnu kanamadan atlattık.

      Akşam televizyon görüntülerinde, panik içinde herkes işini bırakıp kaçışıyordu, biz öğretmenler kaçmayı, kendimizi kurtarmayı düşünemedik bile. Emanetlerimize sahip çıktık. Çalışma arkadaşlarıma teşekkürler, fedakârlığınızı minnetle anacağım. Allah’a emanetiz, yardımlarını esirgemez İNŞALLAH!         

Yuğ Töreni

Öğretmen,   bir önceki  derste  işlenen konuları tekrar  etmek ister. Öğrenciye :

─Yuğ   töreni  nasıl yapılır?

Öğrenci kendinden  emin:

─ Bir  futbol  maçında galip  takımın seyircileri tarafından  mağlup takım oyuncularına söylenen  kelimedir hocam.

Öğretmen şaşırır, öğrenciye hatırlatmak ister:

─Cenaze töreni değil miydi?  

Öğrenci cevabı hemen verir:

─Haklısın hocam, tabutu  demek ki boşuna  getirmemişler.