Gençliğim

View this post on Instagram

24/01/2014'te yazıldı.

A post shared by yazidunyasi (@yazidunyasi_) on

Baksana!
Serilmiş yoluna,
Güzelliğin süslediği masumluk.
Can kadar kıymetli değerler,
Ayaklar altında.
Gördün mü, gençliğim?
Gördün mü?

Meyve verecek,
Ümidin adı,
Rengarenk çiçeklerdir.
Haşerelerden uzak olsa,
Uysa suyun akışına,
Uysa,
Çözümsüzlük.
Berrak ve dingin yücelse,
Yücelse
Gençliğim!

Meyve verecek ümidim gencim!
Dalına çöreklenen kurtçuklara diren
Diren ki
Çiçeklerin bal,
Meyvelerin şeker olsun.

Korku

İki kafadar oyuna dalmıştı. Akşam ezanını duyunca
geç kaldıklarını fark ettiler. Nasıl gideceklerdi? Eve giden yol patikaydı ve
ağaçlıktı. Karadeniz köylerinden biri olduğu
için birkaç km yolda iki, üç ev vardı, sokak lambası da yoktu.

Çaresi yoktu, eve gitmek
mecburiyetindeydiler. Meyilli arazinin her iki tarafı fındıklıktı, bahçe
aralarında yükselen tek tük yeykın ağaçları gölgeleriyle devleşiyordu. Akşam rüzgarı dalları salladıkça ses
çıkarıyor, ağaçlar çeşitli görüntüler oluşturuyordu. Bu da Hasan’ı ve Ahmet’i
çok korkutuyordu, adeta birbirlerine yapışık yürüyorlardı. Dalların birbirine
sürtünmesi, akşam böceklerinin guruuk guruuk sesleri onların yüreklerini ağzına
getiriyordu. Aralarında sohbet ederek korkularından kurtulmak istiyorlardı ama
bu çabaları fazla işe yaramıyordu. Akıllarında dinledikleri hayali varlıklar
vardı. Ya gerçekse ne yapacaklardı? En çok çekindikleri yere, göl yanına yaklaşıyorlardı. Köyün yaşlısı
Mehmet emmilerinin biraz ilerisindeydi göl yanı. Göl iki tepenin kesim
noktasında küçük bir kaynak suyuydu. Gölün yanında yükselen dev çınar ağacının
kaç yıllık olduğunu bilen yoktu. Dev çınar akşamları gölün çevresini ürkütücü yaptığına inanırdı çevre ahalisi.
Evin yanına geldiklerinde biraz rahatladılar, derin bir nefes alıp koşarak
geçeceklerdi göl yanından. Koşmaya başladılar, o da neydi? Bembeyaz bir
devdi sanki gördükleri. Hasan:

─Dahaya

─O ne yav! dedi Ahmet. Geri dönüp ayakları popolarına
değercesine koşmaya başladılar. Bu sırada
göle halasıyla su almaya gelen Hüseyin,

─Benim korkmayın, diyerek peşlerinden koşmaya başladı. Mehmet emmilerinin kapısına
koştular:

─Mehmet emmi, Mehmet emmi!
diye avazları çıktığı kadar bağırıyorlardı. Yaşlı adam camı açmış:

─Ne var çocuklar, sırtınızı bökenek ısırmış gibi ne bağırıp duruyosunuz?

─Emmi orda bişi var,
derken Hüseyin eve doğru
yaklaştı, korkmayın benim demeye
kalmadan Ahmet mısır tarlasına girip koşmaya başladı. Yaşlı emmileri çocuklara
yardım edeceği yerde Ahmet’in arkasından küfretmeye başladı. Hüseyin:

─Korkmayın benim, ben Hüseyin, dedi. Hasan yere oturdu,
derin bir nefes aldı:

─İsinnn gorkudan yarım oldum olum, dedi. Hüseyin arkadaşına sarıldı, arkadaşı:

─Yahu seni öyle büyük gördüm ki ecünlü zannettim.

─Öyle bişi yokmuş. Öğretmenimiz anlatmıştı, korkunca
beynimiz üretirmiş hayali varlıkları. Korktuğunuz bendim, öğretmenimin dedikleri korkunuzun nedenini
doğrulamıyor mu? dedi.

─Amet’i bulalım,
sölediklerini anlıcak kafada değilim. dedi , Hasan. Ahmet mısırları kıra kıra
tarladan koşarak çıktı, evleri tarlanın biraz ilerisindeydi, eve öyle girdi ki
yüzü bembeyazdı, kendini sedirin üzerine bıraktı, annesi su verdi, nerde kaldığını sordu, olanları
anlattı. Annesi:

─Olum seni aramaya çıkacaktık, gecikirsen fena olur, bi daha yapma, dedi. Hasan, Hüseyin ve Hüseyin’in halası Ahmet’ten haber almak için Ahmetlere doğru yola koyuldular. Yolda Hüseyin Hasan’a öğretmeninin anlattıklarını tekrarlıyordu.

Çınar ağacına salıncak yap, eline bir kitap al, yavaş yavaş sallanırken oku. Komşu çocuklarıyla arkadaş ol, her türlü oyunu

Yarınlara Yürümek (2) Keşke Demeden

31/01/2019
Ataşehir

      Sevgili öğrencim,

      Büyüklerine gönderdiğin mektubu birkaç kez okudum. Yürekten yazmışsın, aferin. Seninle gurur duydum.

      Yazdıkların günümüzün önemli konularından. Başarıya hediye vermek geleneklerimizle ilgilidir, hediye almakta vermekte keyiflidir. Hediye işini kafanda büyütme. Eleştirilerini akılcı buldum, büyüklere ders verir gibi. Çocukluğunu istemen harika bir yaklaşım. Önceleri aynı mahallede oturanlar pikniğe giderdi, eğlenirlerdi. Çocuklar da ip atlardı, çizgi, saklambaç, yakalamaca oynardı, uçurtma uçururdu. Akraba ziyaretleri yapılırdı, uzaksa yatıya kalınırdı, kuzenler birbirileriyle oyun oynamaktan yorgun düşerdi, şimdi birbirlerini tanımıyorlar. Teknolojinin yanlış kullanılması insan ilişkilerini zayıflattı. Çocukları evde tek başına kalmasını getirdi. Yalnız kalan çocuklar bu araçlarla arkadaş oldu. Arkadaşlığın sıcaklığı, paylaşımı geçmiş yıllarda kaldı.

      Sevgili öğrencim,

      Çocuklarımız hiçbir şeye imrenmesin, diğer çocuklarda var bizimkinde de olsun, dedik. Teknoloji ürünlerinin olumsuz sonuçlarını hesap etmedik. Telefonunu kaybeden çocuğun yakınını kaybetmiş gibi üzülmesine güldük. Doğru yaptığımızı düşündük, sonuçlarını hesaplamadık. Eksikliklerimizi görmemiz gerekiyor.

      Sizleri doğayla tanıştırmalıyız. Bizim oynadığımız oyunları öğretmeliyiz. Sen de annenden babandan karne hediyesi olarak pikniğe gitmeyi iste, haykır doğaya, sana geldim, diye. Çınar ağacına salıncak yap, eline bir kitap al, yavaş yavaş sallanırken oku. Komşu çocuklarıyla arkadaş ol, her türlü oyunu oyna. Varsın elbiselerin kirlensin aldırma. Çocukluğunu yaşa, çünkü bir daha bu yılları bulamayacaksın. Asla derslerini ihmal etme, çok çalış. Yarınlarına keşke demeden, içindeki sevgiyi büyüterek yürü.

      Karnenin güzel olduğunu duydum. Başarılarının devamını dilerim. Sevgilerimle…

Öğretmenin