<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>öykü &#8211; Yazı Dünyası</title>
	<atom:link href="https://www.yazidunyasi.com/tag/oyku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yazidunyasi.com</link>
	<description>Yaşananlardan yaşanacaklara yolculuk</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 Jan 2025 20:38:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.21</generator>

<image>
	<url>https://www.yazidunyasi.com/wp-content/uploads/2019/10/cropped-images-16-32x32.jpeg</url>
	<title>öykü &#8211; Yazı Dünyası</title>
	<link>https://www.yazidunyasi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>YARIŞMA</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/yarisma/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/yarisma/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 31 Mar 2025 20:37:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[komik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[yarışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=1050</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevinçten bir sağa, bir sola trafiğe aldırmadan koşuyordu; korna seslerini, fren gıcırtılarını, sürücülerin okkalı küfürlerini duymuyordu. Bu koşu kaldırımdaki bazı kişilerin dikkatini çekiyordu, arkasına ve önüne bakıyorlardı; ne kovalayan vardı, ne de kovaladığı biri. Yarışmaya katılmış gibi koşuyordu,Salim’I görenlerden kimisi de, üşüttü, diye düşünüyordu. Koşarken bir gence çarptı, genç : —Dikkat etsene bee! demesiyle kendine [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/yarisma/" target="_blank">YARIŞMA</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevinçten bir sağa, bir sola trafiğe aldırmadan koşuyordu; korna seslerini, fren gıcırtılarını, sürücülerin okkalı küfürlerini duymuyordu. Bu koşu kaldırımdaki bazı kişilerin dikkatini çekiyordu, arkasına ve önüne bakıyorlardı; ne kovalayan vardı, ne de kovaladığı biri. Yarışmaya katılmış gibi koşuyordu,Salim’I görenlerden kimisi de, üşüttü, diye düşünüyordu. Koşarken bir gence çarptı, genç :<br>
—Dikkat etsene bee! demesiyle kendine geldi, gülmeye başladı, ortada hiçbir şey yokken, bu sevinç gösterisi de neydi? <br>
—İnşallah tanıdık biri görmemiştir beni, herkesin diline düşerim, sanki ilanını okuduğum yarışmada birinci oldum, ödülü aldım, üstelik deli taylar gibi tepinerek koşuyorum, diye kendi kendine konuşuyordu. Ödülü kazanırsa borçlarını ödeyeceğine kısa da olsa bir tatil yapacağına inanıyordu. Aklını meşgul eden, bu yarışmada dereceye girip, ödülü nasıl alabileceğiydi. Konu çevreyle ilgili fotoğraf yarışmasıydı, düşünmeye başladı; <br>
—Güzel bir doğa fotoğrafı çeksem olmaz, dağların fotoğrafını çeksem olmaz, temiz bir cadde fotoğrafı çeksem yine olmaz, çok sıradan. Ne yapmalı? Hep güzellikleri düşündüm, kirlenen çevre fotoğrafı daha etkili olur. Baca dumanı, kanalizasyon, denizlerde ve akarsularda ölen balıklar, fabrika atıkları, evsel ve tıbbi atıklar doğadaki cam kırkları ve poşetler… Bu ne ya! Çevrenin içine ettiler, dedi. Bir süre donup kaldı, elini alnına koydu,<br>
—Hay aklımı seveyim içine eden adam. Güzel bir manzaraya ya da önemli bir yere büyük tuvaletini yapan adam fotoğrafı… Vallahi ödülü alır mı alır, kimsenin aklına gelmez, yaşasın, yaşasın! dedi. Sevinçten caddede attığı “yaşasın” haykırışı, herkesin dönüp kendisine bakmasına neden oldu. Nasıl çekebilirdi, bu fotoğrafı? Allahım, akıl ver! Yemyeşil kırlarda tuvaletini yapan adam ilgi çeker mi?  yok ya ilgi çekmez, herkes kırlara ol orta ediveriyor, orman dersen yolu düşen herkes illaki içine eder. Ah kafa, bul bir şeyler!  dedi içinden.<br>
        Birkaç gün ne yapabilirim? Düşünceleriyle dolaşırken kendini şehrin plajında buldu. Sekiz km yol yürüdüğünü fark etmedi. Denizi ve sonbaharın dağlardaki renk cümbüşünü seyretti, bu seyir aklına çocukluk anıları getirdi. Yürüdüğü yol boyunca uzanan geniş, parlak kumsal canlandı gözünde. Her gün burada denize girerlerdi; şimdi senede birkaç kez ancak girebiliyor, sahilde koştukları günler, dalgaların ıslattığı kumsala çizdikleri kalpler ve kalp içine platonik aşklarının adlarını yazmaları film şeridi gibi canlandı gözünde.  Batan güneşi izliyordu, denizin üzerinde güneşin ışıkları raks ediyordu, büyüleyiciydi doğanın muhteşem görseli, masalların mutlu sonlarıydı sanki: <br>
—Hiç bitmese bu mutluluk, dedi. Bir müddet sonra hava karardı, kasım ayı olduğundan sahil bomboştu, hava soğumuştu, üşümüştü. Omuzlarıyla başı bir, başını öne eğince hafiften kambur, elleri ceplerinde silüeti şehre doğru hızlıca yürüyordu. Iki saate yakın yüüdü,  gecikmişti. Evde merakla bekleyen eşi sertçe;<br>
—Neredeydin, dedi. Açtı ağzını, yumdu gözünü; neler neler saydırdı, her zaman olduğu gibi eski defterler açıldı. Salim eşinin bu tavırlarına ses çıkarmıyordu. Çocuklarının önünde tartışmazdı, haklı da olsa, haksız da olsa hep Salim özür dilerdi. Bu akşam hatalıydı, gecikmişti, özür diledi. Eşi dargınlığını sürdürüyordu, merakını yenemedi:<br>
—Ne oluyor, neden geciktin?<br>
—Ödüllü fotoğraf yarışmasına gireceğim, bunları düşünürken plaja kadar yürümüşüm, birinci olursam, bayağı rahatlayacağız.<br>
—Halen, hayal dünyasındasın! <br>
— Bu ödülü mutlaka alacağım.<br>
—Nah alırsın, dedi. Birkaç dakikalık sessizlikten sonra eşi dayanamadı, yarışmanın konusunu öğrendi, konuyla ilgili düşüncelerini sinirli bir sesle;<br>
—Sahilde dolaşırken plaja eden adam fotoğrafı çekmek aklına gelmedi mi? Geri zekalı seni, aklıma edeyim seni sevdim de evlendim, “Kız aklı su aklı.” demişler. Bir müddet sonra, Salim eşine sarılarak sevinç naraları atmaya başladı;<br>
—Aşkım aklını seveyim, günlerdir düşünüyorum aklıma böyle bir fotoğraf çekmek gelmedi. <br>
Eşi;<br>
—Vallahi de billahi de manyaksın, laf olsun diye söyledim, üzerine yattın.  Ayol, eden adam kim olacak? Allah’ım bu adama akıl ver!  Ne yapacağım?  dedi, adam karısına sarılıyor, kadın onu itiyordu;<br>
—Sevgilim buldum bile, bizim çaycıyla bu işi halledeceğim,dedi. Eşi bu söyleme kulak asmadı,  yatmaya gitti. Eşinin peşinden Salim de gitti, fakat eşi yatağa almadı, kanepede yatmasını söyledi.<br>
        Ertesi gün çaycıya  yarışmadan bahsetti. O, böyle bir yarışmayla ilgisi olmadığından anlatılanlara kulak asmadı. Yardımcı olana ödülün yarısını vereceğini söyledi; yaklaşık dört asgari maaş edeceğini bildirdi. Çaycı para bahsini duymadı bile.  Söylenen değer gerçek ödülün dörtte biriydi. Salim alçak bir sesle: <br>
—Fotoğrafını çekeceğim sen olur musun?  dedi. Bir müddet çaycı sessiz kaldı, dinlemediğini söyleyemezdi;<br>
—Fotoğraf kısmını kaçırmışım,nasıl bir fotoğraf çekeceksin? dedi. Salim tekrar tekrar anlattı, fakat çaycıdan beklemediği bir tepki gördü. Yüzü, hatta boğazı bile kızarmıştıı, sinirden titredi, dişlerini gıcırtdattı, kaşlarını çattı, gözlerini kıstı ve  masaya yumruğunu sertçe vurdu;<br>
—Türkiye’ye benim poponun fotoğrafını göstereceksin demek, sen beni ne zannettin? dedi. Içeriden çıktı, az sonra bıçak elinde içeri girdi, azgın boğa nefesi alıp verdi;<br>
—Namusuma göz koyacak  adamı doğrarım, çekecen mi lan, fotoğrafı! dedi. Salim korktu;<br>
—Sakin ol! Yanlış yapma bıçak da ne? hapislerde mi çürüyeceksin? dedi. Çaycı durdu, çocukları geldi gözünün önüne. Hapsolmaktan ürktü, kendini toparladı:  <br>
—Bir daha böyle bir sey deme keserim valla! dedi. Salim derin bir nefes aldı:<br>
—Bir iş ortaklığı kuralım dedim, teklifimi geri çekiyorum,  özür dilerim, dedi. Salim, çaycının gönlünü almak için, bir hayli dil döktü. Çabası sonuç verdi, çaycının kızgınlığı geçmişti, sakinleşmişti, yarattığı kargaşadan dolayı hiçbir şey öğrenememişti, merak ediyordu. Biraz önceki fırtınalı, bıçaklı çıkıştan sonra nasıl soracaktı, içi içini kemirmeye başlamıştı. Salim, yarışma fotoğrafında kimi çekebileceğini düşünüyordu. Ikiside düşüncelere dalınca sessizlik oldu, çaycı ellerini kenetledi baş parmaklarıyla daire çiziyordu, sıkılınca böyle yapardı, ofladı pufladı, dayanamadı;<br>
—Merakımdan soruyorum, bana ne kadar pay verecektin? Gerçi böyle fotoğraf asla çektirmem, belki parayı duyunca çektiren birini buluruz, dedi. Salim’in aradağı fırsat doğmuştu. Bu durumu değerlendirmeliydi:<br>
—Senin dört aylığın kadar pay olacak.<br>
Çaycı:<br>
—Dört maaş bir fotoğraf için iyi para valla! Çok adam çıkar; neler neler çıkar, dedi. Teklifi yinelemesini içten içe istiyordu, bayağı sıkıntıları vardı; iki aylık kira borcu duruyordu, ev sahibi sürekli sıkıştırıyordu… Fotoğrafı arkadan çektirse İsmail’in olduğunu kim bilebilirdi ki? Tereddüt içindeydi; işi anlamadan, değerlendirmeden, adama bağır çağır, hele de bıçak çek, adamı korkudan mosmor et,  şimdi ısrar etsin diye bekle, olacak iş miydi? Kendini toparladı;<br>
—Fotoğafta yüz görünmeyecek değil mi? diye sordu. Salim sırt kısmının görüleceğini, başında geniş terekli şapka olabileceğini, çektiren kişinin asla deşifre olmayacağını anlattı. Bunun üzerine çaycı heyacanını yenemedi:<br>
—Dört asgari maaş niye ele gitsin ki bu dar günlerde… Ben çektiririm fotoğrafı, seni yanlış anladığım için özür dilerim, Allah’ım, bana ne güzel fırsat verdin! Allah senden razı olsun Salim Bey, dedi. Salim şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Adamdaki dönüşü, kendisine yaptığı duaları anlamaya çalışıyordu. Aralarında geçen tatsız olayı unuttuğunu söyledi, eliyle çaycının sırtına dokundu. Fotoğraf çekme işini anlatmaya başladı. Hafta sonunda çaycının büyük tuvaleti geldiği zaman fotoğraf çekilecekti. Tatil günleri kırk yıllık dost gibi plajın oralarda dolaşıyorlardı, onları tanıyanlar için bu ilişki merak konusuydu, bazı dedikoducular çeşitli anlamlar yüklüyordu. <br>
        Tuvaleti geldiğinde plaja koştular, birileri denk geldi, tanıdıktan kurtulmak amacıyla ayaküstü roller yapıldı, yalanlar birbirini izledi. Çaycı dayanamayıp birkaç kez tuvaletini tenha yerlerde yaptı. Yarışma zamanı yaklaşıyordu, fotoğraf çekillemezse bütün hayaller uçup gidecekti, borçları ödemede sıkıntılar da devam edecekti. Birkaç gün içinde fotoğraf çekilmeliydi. Hafta arası izin aldılar, plaja gittiler, uygun ortamı yakaladılar. Salim fotoğrafı çekti. Çekim gerçekleşince Salim ve çaycı plajın kumsalında sevinçten zıplamaya başladılar. Bir an önce gitmeliydiler, birisi görürse laf eder korkusuyla çıktılar kumsaldan. Fotoğraf komşu ilçede tab ettirildi, yarışmaya gönderildi. Fotoğraf çökmüş adamın kıçından kakası kumsala düşmek üzereydi. Fotoğrafın derinliğindeyse güneş denizin ufkunda, yarısı suda, yarısı gökteydi. Bakılan noktaya; kırmızı, sarı ve yaldızlı renkleri, suda ritmini yansıtarak akıyordu sanki. Her ikisi de sonuçları beklerken heyacanını gizleyemedi. Bu durum tanıdıklarında merak uyandırıyordu.  <br>
        Sonuçlar açıklandı, Salim’in fotoğrafına ikincilik ödülü verildi, Salim ödülü almak üzere Ankara’ya çağrıldı, ödülünü aldı. Çaycı dört maaş karşılığı fotoğraf çektirdiğini, anlaşmaya uymazsa sıkıntı yaşatacağını dile getirdi, parasını aldı; bu durum Salim’i mutlu etmedi, ödül üçte bire düştü, hayalleri yıkıldı. Borçlarının bir kısmını ödeyebildi, tatil hayallerini erteledi,  sözünü tutamadığından eşi ve çocukları   Salim’e küstü.<br>
        Birkaç hafta sonra çaycı, elinde sopa niyetine demliği kaldırmış;<br>
—Hani, benim olduğumu kimse anlamayacaktı! yakalarsam seni … diye, Salim’in peşinden koşuyordu.     </p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/yarisma/" target="_blank">YARIŞMA</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/yarisma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Başarı</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/basari/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/basari/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 Oct 2019 18:41:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=161</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;İkinci dönemin ilk haftasıydı, öğretmen tahtada işlem yapıyordu. Gözleri sessiz, iyi huylu, dersleri zayıf olan Ali’ye takıldı. Her zaman olduğu gibi öğrencisi dalgındı. Öğretmen, dersi anlayıp anlamadığını sordu. Ali anlamadım, kendimi derse veremedim diyemezdi. Biliyordu ki arkadaşları dalga geçeceklerdi. Başına ağrılar giriyordu soru sorulduğunda. Sessizce anladığını söyledi. Bunun üzerine öğretmen anlatmasını istedi. Tahtaya çıktı, heyecandan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/basari/" target="_blank">Başarı</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;İkinci dönemin ilk haftasıydı, öğretmen tahtada işlem yapıyordu. Gözleri sessiz, iyi huylu, dersleri zayıf olan Ali’ye takıldı. Her zaman olduğu gibi öğrencisi dalgındı. Öğretmen, dersi anlayıp anlamadığını sordu. Ali anlamadım, kendimi derse veremedim diyemezdi. Biliyordu ki arkadaşları dalga  geçeceklerdi. Başına ağrılar giriyordu soru sorulduğunda. Sessizce anladığını söyledi. Bunun üzerine öğretmen anlatmasını istedi. Tahtaya çıktı, heyecandan yüreği küt küt atıyordu, yer yarılsa da içine girsem diyordu içinden. Beti benzi atmıştı, gözleri karardı tahtanın önüne yığılacak gibi oldu. Öğretmen:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Ali iyi misin?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Gözüm kararıyor öğretmenim, dedi. Öğretmen öğrenciyi yerine oturtup su içirdi, Ali rahatlamıştı.&nbsp; Bazı arkadaşları sessizce:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Bilemedin numaracı tembel, tembel! dedi. Öğretmen durumu fark edip susmalarını belirtti. Öğrenciler sustular susmasına, ama öğretmenden gizlice kaş göz edip Ali’yi sinirlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Bu doyumsuz bir zevkti, ne kadar da eğlenceliydi. Teneffüse çıkıldı. öğrenciler Ali’yle dalga geçmeye başladılar:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Numaracı bilemedin, bayılma numarası yaptın.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─… </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Susarsın tabi tembel, tembel! Ali bu dayanılmaz durum karşısında kendini zor tuttu, saldırılara aldırmadan dayandı. Kararını vermişti, kendini rahatsız eden sınıf arkadaşlarına susarak, onların söylediklerine kayıtsız kalarak tepkisini gösterecekti. Bazılarının omuz atmasına da sessiz kaldı. İçinden:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Sizler yaptıklarınıza pişman olacaksınız elbet, dedi. &nbsp;Eve varınca derslerine çalışmaya başladı, yemek saati geldiğini fark etmedi. Dedesi haber dinliyordu, babaannesi yemek hazırlıyordu. Annesini bebekken kaybetmiş, babası evlenmişti. Bu nedenle dedesinin yanında kalıyordu. Dedesi Ali’nin nerede olduğunu sordu, babaannesi:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Odasındaydı, dedi.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Yemek hazır oğlum, haydi yemeğe, diye çağırdı. İçeri girdi, sofraya oturdu, yemeğini yedi:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Ders çalışacağım, babaanne beni sabah namaza kalkınca kaldırabilir misin? </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Elbette kaldırırım oğlum, dedi babaannesi.&nbsp; Dedesi şaşırmıştı, torununda ilk defa ders çalışma isteği görmüştü, çok keyif almıştı. Dede ve babaanne torununun üzerine titriyor, ders çalışma konusunda tek bir şey söylemiyorlardı. Herkes kendi işini yapmalı düşüncesindeydi iki yaşlı, bu düşüncelerinde de inatçıydılar. Ali dedesiyle ve babaannesiyle yaşamaktan mutluydu. Odun közüyle dolu mangalı alıp odasına çekildi, ders çalışmaya başladı. Bu çalışması bir ay kadar sürdü. Karnesinde altı dersi zayıftı, hepsinden yüksek puan almaya yemin etmişti. İlk zamanlarda ders çalışırken zorlanmıştı, konular birbiriyle bağlantılı olduğundan sene başındaki konulardan çalışmaya başladı, çalıştıkça hiçbir şey bilmediğini fark etti, öğrendikçe mutlu oldu. Her gün beş altı saat ders çalışmadan yatmadı. Sınav zamanları iki üç saat uyudu. Babaannesi:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Oğlum yatsana, bu saate kadar çalışma olur mu?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Babaanne konum bitince yatacağım, sen yat uyu, beni erkenden kaldırırsın, derdi çoğu zaman. Gayretleri sonuç verdi,&nbsp; ders konularını öğrenmeye başladı, &nbsp;bildiklerini anlatmak için parmak kaldırmadı, öğretmenlerine ilginç sorular sordu. Sorular karşısında öğretmenleri şaşırırdı, sorulanlar konuyu çok iyi bilenden gelebilirdi ancak. Derse çalışıp çalışmadığını soranlara sessiz kaldı. Sınıf arkadaşları bu tutumuna anlam vermekte zorlandılar, &nbsp;saldırgan davranışlarından vazgeçtiler. Yazılılar başlamıştı, bütün sorular kolay geliyordu, 15-20 dakikada soruları çözüyordu. Sınav sonuçları açıklanınca altı şubede bütün derslerden en yüksek puanı aldı. Okulun ünlü öğrencisi oldu. Arkadaşları bilmedikleri soruları Ali’ye sordu, soruları çözdükçe daha iyi öğrendiğini fark etti, yardım isteyen arkadaşlarını çalıştırdı, bundan keyif aldı. Dedesinin ve babaannesinin verdiği desteği çok önemsedi, çünkü kendisini üvey  anne eline bırakmamışlardı. Kendine verilen desteği arkadaşlarına ders vererek ödediğine inanırdı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Kendisiyle gırgır geçenlere karşı yine sessizdi. Okul müdürü İstiklal Marşı töreni sırasında Ali’yi yanına çağırdı, başarısından dolayı tebrik edip, ayın başarılı öğrencisi belgesini &nbsp;verdi, duygularını açıklamasını istedi, heyecanlıydı, mikrofonu eline aldı:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;─Sayın Müdürüm, Saygıdeğer Öğretmenlerim ve Sevgili Arkadaşlarım, bir öğrencinin en mutlu günü böyle olur herhalde. Arkadaşlarımdan bazıları derslerim zayıfken dalga geçtiler, onlara kırgınlığım elbette sürmeyecek. Bir şartım var: Kendiniz için istediğinizi arkadaşlarınıza veriniz ki sizlerle dost olayım. Başarının sırrı olumlu düşünmek ve çalışmak, herkese teşekkür eder, iyi hafta sonları dilerim, dedi. Alkışlandı, sırasına geçti, gururla, vatan aşkıyla İstiklal Marşı’nı söyledi.</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/basari/" target="_blank">Başarı</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/basari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Korku</title>
		<link>https://www.yazidunyasi.com/korku/</link>
				<comments>https://www.yazidunyasi.com/korku/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 00:43:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Yeşiltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[göl]]></category>
		<category><![CDATA[hayallenme]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yazidunyasi.com/?p=41</guid>
				<description><![CDATA[<p>İki kafadar oyuna dalmıştı. Akşam ezanını duyunca geç kaldıklarını fark ettiler. Nasıl gideceklerdi? Eve giden yol patikaydı ve ağaçlıktı. Karadeniz köylerinden biri olduğu için birkaç km yolda iki, üç ev vardı, sokak lambası da yoktu. Çaresi yoktu, eve gitmek mecburiyetindeydiler. Meyilli arazinin her iki tarafı fındıklıktı, bahçe aralarında yükselen tek tük yeykın ağaçları gölgeleriyle devleşiyordu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/korku/" target="_blank">Korku</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İki kafadar oyuna dalmıştı. Akşam ezanını duyunca<br>
geç kaldıklarını fark ettiler. Nasıl gideceklerdi? Eve giden yol patikaydı ve<br>
ağaçlıktı. Karadeniz köylerinden biri olduğu<br>
için birkaç km yolda iki, üç ev vardı, sokak lambası da yoktu. </p>



<p>Çaresi yoktu, eve gitmek<br>
mecburiyetindeydiler. Meyilli arazinin her iki tarafı fındıklıktı, bahçe<br>
aralarında yükselen tek tük yeykın ağaçları gölgeleriyle devleşiyordu. Akşam rüzgarı dalları salladıkça ses<br>
çıkarıyor, ağaçlar çeşitli görüntüler oluşturuyordu. Bu da Hasan’ı ve Ahmet’i<br>
çok korkutuyordu, adeta birbirlerine yapışık yürüyorlardı. Dalların birbirine<br>
sürtünmesi, akşam böceklerinin guruuk guruuk sesleri onların yüreklerini ağzına<br>
getiriyordu. Aralarında sohbet ederek korkularından kurtulmak istiyorlardı ama<br>
bu çabaları fazla işe yaramıyordu. Akıllarında dinledikleri hayali varlıklar<br>
vardı. Ya gerçekse ne yapacaklardı? En çok çekindikleri yere, göl yanına yaklaşıyorlardı. Köyün yaşlısı<br>
Mehmet emmilerinin biraz ilerisindeydi göl yanı. Göl iki tepenin kesim<br>
noktasında küçük bir kaynak suyuydu. Gölün yanında yükselen dev çınar ağacının<br>
kaç yıllık olduğunu bilen yoktu. Dev çınar akşamları gölün çevresini ürkütücü yaptığına inanırdı çevre ahalisi.<br>
Evin yanına geldiklerinde biraz rahatladılar, derin bir nefes alıp koşarak<br>
geçeceklerdi göl yanından. Koşmaya başladılar, o da neydi? Bembeyaz bir<br>
devdi sanki gördükleri. Hasan:</p>



<p>─Dahaya</p>



<p>─O ne yav! dedi Ahmet. Geri dönüp ayakları popolarına<br>
değercesine koşmaya başladılar. Bu sırada<br>
göle halasıyla su almaya gelen Hüseyin, </p>



<p>─Benim korkmayın, diyerek peşlerinden koşmaya başladı. Mehmet emmilerinin kapısına<br>
koştular:</p>



<p>─Mehmet emmi, Mehmet emmi!<br>
diye avazları çıktığı kadar bağırıyorlardı. Yaşlı adam camı açmış:</p>



<p>─Ne var çocuklar, sırtınızı bökenek ısırmış gibi ne bağırıp duruyosunuz? </p>



<p>─Emmi orda bişi var,<br>
derken Hüseyin eve doğru<br>
yaklaştı, korkmayın benim demeye<br>
kalmadan Ahmet mısır tarlasına girip koşmaya başladı. Yaşlı emmileri çocuklara<br>
yardım edeceği yerde Ahmet’in arkasından küfretmeye başladı. Hüseyin:</p>



<p>─Korkmayın benim, ben Hüseyin, dedi. Hasan yere oturdu,<br>
derin bir nefes aldı:</p>



<p>─İsinnn gorkudan yarım oldum olum, dedi. Hüseyin arkadaşına sarıldı, arkadaşı:</p>



<p>─Yahu seni öyle büyük gördüm ki ecünlü zannettim.</p>



<p>─Öyle bişi yokmuş. Öğretmenimiz anlatmıştı, korkunca<br>
beynimiz üretirmiş hayali varlıkları. Korktuğunuz bendim, öğretmenimin dedikleri korkunuzun nedenini<br>
doğrulamıyor mu? dedi.</p>



<p>─Amet’i bulalım,<br>
sölediklerini anlıcak kafada değilim. dedi , Hasan. Ahmet mısırları kıra kıra<br>
tarladan koşarak çıktı, evleri tarlanın biraz ilerisindeydi, eve öyle girdi ki<br>
yüzü bembeyazdı, kendini sedirin üzerine bıraktı, annesi su verdi, nerde kaldığını sordu, olanları<br>
anlattı. Annesi:</p>



<p>─Olum seni aramaya çıkacaktık, gecikirsen fena olur, bi daha yapma, dedi. Hasan, Hüseyin ve Hüseyin’in halası Ahmet’ten haber almak için Ahmetlere doğru yola koyuldular. Yolda Hüseyin Hasan’a öğretmeninin anlattıklarını tekrarlıyordu.</p><p>The post <a href="https://www.yazidunyasi.com/korku/" target="_blank">Korku</a> first appeared on <a href="https://www.yazidunyasi.com/" target="_blank">Yazı Dünyası</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.yazidunyasi.com/korku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
